Ana içeriğe atla

'Ata'ya şikayet ettik'

 İktidar partisi barolarla ilgili değişiklikler öngören bir yasal düzenlemeyi meclis gündemine taşıdı. “Çoklu baro sistemi” olarak adlandırılan düzenlemeye barolar tepki gösterdi. Tepkileri açıklama yapmakla da sınırlı kalmadı ve çok sayıda baro başkanı, beraberlerindeki avukatlarla birlikte Ankara yollarına düştüler.

Niyetim gündemdeki yasa değişikliğini tartışmak değil; bunu meseleye hakim hukukçuların ve meslek örgütleri olan baroların yapması gerekir ve yapıyorlar da. Problem, her şeyden önce iktidar partisinin bir yasa değişikliği yaparken konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla, meslek örgütleriyle iletişime geçmeye lüzum görmemesi ve “Ben yaptım, oldu!” keyfiyetiyle hareket etmesi. 

Bu keyfiyet, kuşkusuz, örneğin “Bizim de hukukçu vekillerimiz var, hukukla ilgili birimlerimiz var; bilmeden mi yapıyoruz sanki?” gerekçesiyle mazur gösterilemez. 

Nasıl ki çalışanlarla ilgili bir yasal düzenleme söz konusu olduğu zaman sendikalarla istişare etmek gereği varsa, bir meslek örgütüyle ilgili yapacağınız düzenleme için de ilgili kuruluşlarla asgari mutabakatı sağlayacak bir çaba içinde olmanız gerekir. Bir yasa değişikliği söz konusu ise, bunun için nedenleriniz, gerekçeleriniz olmalıdır. Ve bu değişikliğe duyduğunuz ihtiyacı neden ve gerekçelerinizle birlikte ilgili kuruluşlar nezdinde kamuoyuna açıklamanız gerekir. Bu, demokratik anlayış ve terbiyenin asgari gereğidir.

Yanı sıra, yapmak istediğiniz değişiklik mümkündür ki bazılarını sevindirecek ve bazılarını da üzecek, hatta öfkelendirecektir. Hayatın doğasına uygun olan da budur zaten. Taraftarlarınız da dahil, hiç kimse “Bizim parti yapıyorsa iyi yapıyordur” diye düşünmek zorunda değil.

Dolayısıyla anayasal güvence altındaki eleştiri ve gösteri, protesto hakkını herkes kullanabilir, siyaset kurumunu etkilemek için yasal meşruiyet içerisinde eylemler, gösteriler yapabilir, örneğin Ankara yollarına düşebilir. 

Yakın zamanda HDP de iki milletvekilinin bir CHP’li milletvekili ile birlikte vekilliklerinin düşürülmesi üzerine Edirne ve Hakkari’den Ankara’ya yürüyüş başlattı. Bu yürüyüş birçok yerde engellendi, olmadık güçlükler çıkarıldı. Baro başkanlarının yürüyüşü de Ankara önlerinde engellenmek istendi. 

Avukatların sembolik yürüyüşüne bile engel olmak ne tür bir anlayışın ürünüdür? Ve bu, “ilk” de değil. Oysa barışçıl toplanma ve gösteri hakkı anayasal bir hak. Sözde kimselerden izin alınması da gerekmiyor. Göstericilerin sağa sola saldırma, yakma yıkma gibi saldırgan bir tutum içerisinde olacakları “kuşkusu” yoksa, güvenlik güçlerinin görevi, insanları engellemek değil, anayasal haklarını güvenli şekilde kullanmalarını sağlamak… Ve herhalde avukatların “saldırgan” bir niyetleri yoktu! Evet; bir demokratik anlayış ve terbiye problemimiz var ve maalesef giderek “akut” bir hal alıyor…

Öte yandan, baro başkanları ve avukatların yürüyüşünün bir diğer “düşündürücü” tarafı da, 27 saat süren polis ablukasının ardından izin verilen yürüyüşün rotası idi…

Baro başkanları 500 metrelik “sembolik” bir yürüyüşün ardından araçlara binip TBMM’ye değil, Anıtkabir’e gittiler…

Bu Anıtkabir ziyaretleri bir “ilk” değil tabii, onlardan önce TBB Başkanı Metin Feyzioğlu ziyaret etmişti. AKP iktidarının şu veya bu uygulamasına tepesi atan birçok kişi ve kurum da soluğu Anıtkabir’de alıyor. 

Bu, sadece bana mı tuhaf geliyor?

“Ata’ya şikayet ettik” diyorlar, “Eserin ne hale geldi” filan diye gözyaşı dökenler de çok oluyor. İyi de “Ata” ne yapsın? Ne yapabilir? Adamın 10 Kasım 1938’de öldüğünü bilmiyor olamazsınız? Yoksa “O ölmedi yaşıyor” şiirlerindeki teşbihi sahici mi sanıyorsunuz?

Anıtkabir’i ziyaret eden baro başkanları adına konuşan Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan, görevlerini ifa etmiş olmanın gururuyla gazetecilere yaptığı açıklamada; “Bugün, Türkiye’de savunma tarihinin belki tekrar yazıldığı gün olarak tarihe geçmiştir” dedi. 

“Savunma tarihi tekrar yazılmıştır” oldukça iddialı bir laf. Sanırsınız ki avukatların Anıtkabir’de sonuçlanan yürüyüşleri nedeniyle AKP barolarla ilgili tasarıyı geri çekti…

Oysa avukatların Anıtkabir ziyaretlerine eşlik eden bir başka haber daha vardı ve haberde, “Baroların yürüyüşü AKP’yi vazgeçirmedi” deniyordu…

AKP iktidarının keyfi yönetim anlayışı madalyonun bir yüzü ise, bu “Ata’ya şikayet ettik, gereğini yapacak” muhalefeti de madalyonun diğer yüzüdür. 

CS. 25 Haziran 2020. TKNMZHBR




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Murat öldü Cafer"

“Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... Önce “Murat çok hasta, hastanede” haberini aldım. Nesi var ki? Kanser... “Ne kanseri?” bile diyemedim. Alacağım cevaptan korktum. En kötüsü olmasından.  En kötüsüymüş... Hangi hastanede? Geleyim, göreyim, moral olur, iyi gelir belki, ne bileyim. “Gelsen de göremezsin ki. Yoğun bakımda. Entübe edildi. Belki bir mucize olur diye bekliyoruz işte.” Bir mucize olur belki. Bir mucize olsa. Bir mucize olsun... Daha çok genç yahu! Ölecek değil ya!  Öldü... “Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... İnsan evladı tuhaf bir varlık. Telefon ekranındaki “Murat öldü Cafer” mesajına bir süre bakakaldım öylece. Nasıl olduysa, bir üzüntü emojisi ile yanıt vermeyi akıl edebildim. Bir şey...

Hâlâ yaşıyor ve katlanıyorsak...

Bazı yazılar zamana dayanıklı yazılardır. Aşağıda okuyacağınız yazı, onlardan biri. "Yeni yıl" yazısı niyetine... ------- Sağlık, huzur, mutluluk, barış tamam da şöyle bir yoklayın hafızanızı, yeni yıldan adalet dilemek çoğumuzun aklının ucundan dahi geçmezdi Her yeni yılda insanlar birbirlerine iyi dileklerde bulunurlar. Güzel bir gelenektir. Kötü bir yıl da geçirmiş olsanız, kişi olarak veya ülke olarak (mesela geçen yıl bir deprem felaketiyle gölgelenmişti yeni yıl umutları), neticede yeni bir yıldır ve umutlarınız, beklentileriniz, dilek ve temennileriniz vardır. Kuşkusuz; umutlu olmak, yeni bir yıla umutlarınızı canlandırarak başlamak, güzel, anlamlı bir gelenek olduğu kadar insanidir de. Ama işte yıl dediğimiz zamanı takvimlendirirken geliştirdiğimiz, kullandığımız bir zaman ölçüm birimi; gün, hafta, ay gibi… Zamanın kendi başına herhangi bir umut veya dileği, beklentiyi gerçekleştirme kudreti yok. Tabii ki biliriz bunu. O umut, dilek veya beklentileri gerçekleştirmenin...

Günlük. 10 Aralık

...Hiç değilse 10 Aralık etkinliklerine katılayım diyorum son yıllarda. Geçen yıl gitmiştim mesela. Bu sene Sultanahmet’teki basın açıklamasına yetişemedim. Akşam “resepsiyona” tam vaktinde yetiştim neyse ki... ------------- 10 Aralık, malum, Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, 2. Dünya Savaşının ardından, 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmesi üzerine o gün bugündür Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanıyor.  İlginizi çekebilir: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabul edildiği oturumda Güney Afrika ve Suudi Arabistan, çekimser oy kullanmışlar. Ama asıl “haber”, çekimser oy kullanan dönemin sosyalist ülkeleri: Sovyetler Birliği, Beyaz Rusya, Ukrayna, Polonya, Çekoslovakya ve Yugoslavya. Suudi Arabistan ile dönemin Güney Afrika'sının “çekimserliğinin” nedenini tahmin etmek güç olmasa gerek; muhtemelen, “İnsan hakları nedir? Bizi bozar öyle haklar filan” diye düşünmüşlerdir. Sovyetler Birliği ve diğerleri ne diye çekimse...