Ülkenin yakın geçmişi ve solun bu geçmişin gerçekleşmesinde verdiği sınav, göğüslediği veya altında kaldığı badireler, samimi bir yaşam hikâyesi anlatımında dile geliyor bu kitapta. ======================================== Mehmet Nazım Öztürk anısına... Okuduğum kitaplar üzerine yazıyorum bazen. Bunu naçizane bir paylaşma sorumluluğu addediyorum. Ama işte bazı kitaplar üzerine yazmak, zor. Neden derseniz... Yazarını tanıyorsanız, kimi anlattıkları üzerine daha önce hararetli sohbetleriniz, tartışmalarınız olmuşsa, okuduğunuz kitabı yazma sürecini biliyorsanız ve fakat kitabı önünüze koyup misal, eleştirilerinizi, itirazlarınızı, beğenilerinizi kendisiyle paylaşma fırsatı bulamadan bir gün, "Nazım hastaneye kaldırılmış, yoğun bakımda" haberi almışsanız... İzleyen günleri eşi, çocukları, arkadaşlarıyla birlikte yüreğiniz ağzınızda yaşamış ve doktorların umut vermeyen açıklamalarından nafile “iyiye gidiyor galiba” manaları çıkarmaya çalışsanız da bir gün “Nazım öldü” haberiyle s...
Memleketin karşı karşıya bulunduğu dahili ve harici tehdit ve tehlikeleri en iyi gören, bilen, söyleyen ve o tehlikeleri bertaraf edendi. Onun sayesinde ülke uçurumun eşiğinden dönmüştü. Onun sayesinde bölünmemiş, birlik ve beraberlik onun ve oluşturduğu rejimin etrafında kenetlenerek kurtarılabilmişti. Halkı o uyandırmıştı, devleti yeniden yapılandırırken alkış tutulandı… Tek işi devleti ve milleti kurtarmak olmayandı; o, her şeyden anlayan, her şeye karışan, her konuda halkın duygularına tercüman olandı. Sanatla ilgili de sözü vardı edebiyatla ilgili de. Picasso’nun dünyaca ünlü resimlerine bakıp, “Ne var ki bunda, bunu ben de yaparım” diyendi. “Tükürürüm böyle sanatın içine” diyenlere, beğenmediği heykellere ‘ucube’ diyenlere ilham kaynağı olandı. Ne yapmışsa “aziz millet” için yapandı. Kendini ‘millet’ sanandı. Memleketi açıkhava hapishanesine çeviren, ‘içeri’ aldıkları için meydanlarda “Asmayıp da besleyelim mi?” diye sorduğunda “As! As! As!” karşılığını alan, “bir sağdan bir...