Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bir Kürtçe Direnişi ya da Mehmed Uzun

 Me dixwest ku em jî wek her kesî li ser axa xwe azad bijîn. Em bi xwe bajon, biçînin, derxînin, û ji bo rojên xwe yên pêş, bi xwe biryarê xwe bidin.  (Biz de herkes gibi kendi topraklarımızda özgür yaşamak istiyorduk. Kendimiz sürelim, ekelim, çıkaralım, ve gelecek günlerimiz için kendi kararlarımızı kendimiz verelim.) (Tu) ====================================================== Mehmed Uzun modern Kürt edebiyatı deyince ilk akla gelen isimlerden biri, belki de birincisidir. Bu, herhalde konuyla ilgili kimseye “abartı” gelmeyecektir; özellikle günümüzden geriye doğru bakınca... Anne tarafından Kirmançki (Dimilki/Zazaki), baba tarafından Kurmanci konuşulan bir ev ve sosyal ortamda (Siverek) büyüyen, kişiliği şekillenen Mehmed Uzun, sürpriz yok, Türkçeyi ilkokulda öğretmen dayağı eşliğinde öğrendi. Kürtçenin zenginliğini, ahengini, şiirselliğini keşfetmesiyle birlikte Kürtçe okumayı yazmayı ise, 1970’li yılların başından itibaren sürgüne gidene değin sıklıkla zorunlu “misafiri” ...
En son yayınlar

Kalbinize dokunun...

  Özgür  insan olmak, yaşıyor olmak, düşünüyor ve hissediyor olmak duygusunda, kalbinize dokunduğunuz anlar var mı? ============================== Hiç, arada bir sebepli veya sebepsiz, gözlerinizi yukarıya çevirip gökyüzüne baktığınız ve evrenin sonsuzluğu üzerine düşüncelere daldığınız, bu sonsuzlukta insan olmaklığın anlamı üzerine kendinizi sorguladığınız oluyor mu?  Hiç, üzerinize bastığınız toprağı hissettiğiniz ve yaşıyor olmaya dair tuhaf, ama bir o kadar da insanın içini ısıtan derinlikli duyguların, düşüncelerin akışında, gündelik sorun ve kaygılarınızın üzerine çıktığınız oluyor mu?   Hiç, normalde otobüsle, taksiyle, dolmuşla, bir araçla katettiğiniz ve yürümeye gözünüzün kesmediği bir yolu, mesela evinize giderken, yürüdüğünüz oldu mu; ve önünüze engeller çıkmadan, yorgunluğunuzun ayrımına varana değin yürümenin, aslında ne keyifli bir kendiyle olmak zamanı ve fırsatı olduğunu düşündünüz mü?  Hiç, denizin uçsuz bucaksızmış gibi görünen maviliğin...

Sondan başlayan yazı

  Bazı hikâyeler hep sondan başlar ve fakat her son, bir yeni hikâyenin başlangıcıdır neticede. Değil midir ki hayat, doğadaki biten ve başlayan büyük ve sonsuz devinimin muhteşem döngüsüdür. Hiçbir hikâye yoktur ki öyle ya da böyle kendi başına, öncesi ve sonrası olmayan bir son'u ve sonucu olsun... ======================================== Bazı hikâyeler hep sondan başlar ve fakat her son, bir yeni hikâyenin başlangıcıdır neticede. Değil midir ki hayat, doğadaki biten ve başlayan büyük ve sonsuz devinimin muhteşem döngüsüdür. Hiçbir hikâye yoktur ki öyle ya da böyle kendi başına, öncesi ve sonrası olmayan bir son'u ve sonucu olsun...  Okumayı seven, dolayısıyla çok okuyan, neredeyse birkaç haftada bir “okunacak yeni kitap önerin var mı?” diye arayan, soran bir arkadaşım var; Dersimli Serhat . Adı Serhat ama epey zamandır adının geçtiği yerde hemen atılıp “Dersimli Serhat” diye düzelten arkadaşımdan, bazı eski yazılarımda bahsetmiştim; dikkatli okurlarımdan hatırlayan çıkar sa...

‘Geceden kolay vazgeçerim, ah sabahı var bu şehrin’

 Ben bir katilim, o bir tutsak. Benzeyen ve benzemeyen yönlerimiz var. İkimiz de zamanın içine hapsolmuş, zamanın önümüze çıkardığı seçeneklere körlemesine dalıp duruyoruz. Plana, bilgiye, çekilen eziyete rağmen seçenekler belirsiz. Zamana uyup bizim için öngördüğü hayatı mı yaşayacağız, yoksa yeni hayata bambaşka bir yerden mi dahil olacağız? ============================================= 05.45 İstanbul, İstanbul’a ve evini terk edenlere adanmış bir roman. Anlamlı bir ithaf. En azından hayat hikâyesinin bir kesitinde evini terk edip İstanbul’a gelmiş olanlar için. Benim de hikâyemin dönüm noktalarından biridir bu; genç yaşta, “genç yaşta” lafın gelişi, aslında çocuk yaşta evini terk etmiş ve İstanbul’a gelmiş olmak... Aslında ömr-ü hayatımın önemli bir kesiti “bir evim olsa” özlemiyle geçti içimde bir yerlerde. “Evim olsa” derken, öyle tapulu ev filan değil kastım. Ev işte; yatağın, mutfağın, çalışma odan, kitaplığın, canını da sıksa faturalar, gelip gidenin filan. Huzur desek mese...

Kimse demesin, zamanla... Söz konusu olan evlat acısı ise

  Bazı kitapları okumak zordur. Bilirsin okudukça yüreğin kanayacak, canın yanacak, uykuların kaçacak, isyan edeceksin; kime, neye olduğunu da bilmeden ve dünyayı, hayatı, yaşıyor olmanın sebeplerini sorgularken bulacaksın kendini... ======================================== Bazı kitapları okumak zordur. Bilirsin okudukça yüreğin kanayacak, canın yanacak, uykuların kaçacak, isyan edeceksin; kime, neye olduğunu da bilmeden ve dünyayı, hayatı, yaşıyor olmanın sebeplerini sorgularken bulacaksın kendini... Bazı kitapları okumak zordur. “Sürpriz” bir sonu yoktur. Heyecan, gerilim, şimdi ne olacak merakı yoktur. Ne anlatılmaktadır, bilirsin. Nasıl anlatılmaktadır, tahmin edersin. Yine de ama yine de işte, okumaya cüret etmişsen nihayet, bir “mucize” olsa istersin, dilersin; olmaz... Elimdeki kitabı sadece çalışma odamda “okuma” ve “yoğunlaşma” koltuğu olarak adlandırdığım koltukta değil, sadece çalışma masamda oturmuş olarak değil, yollarda da okurum; otobüste oturacak bir yer bulmuşsam, ...

Yalnızlıktır insan, gerisi vesaire...

 Yalnızlık insanlığa en yakın haldir. İnsanın en yalnız olduğu an, en insan olduğu andır. Çünkü insan en çok yalnızken özler, yalnızken korkar, yalnızken sever, kendini yalnızken koklar. Yalnızken hatırlar, yalnızken dokunur kendi kendinin yüreğine. ======================================== Yalnızlığa olumsuz anlamlar atfedilir genellikle. “Olumsuz” ne kelime, çoğu zaman acınası bir durumdur adeta. Yalnızmış. Yalnız kalmış. Bir başına. Yazık... “Çekilen” bir şeydir yalnızlık, tıpkı acı çekmek gibi, kahır çekmek veya çile çekmek gibi; yalnızlık çekmek denir o yüzden de. “Çekilen” bir şeydir, katlanılan bir şeydir, katlanılması zor bir şeydir ve bundan sebep olmalı, öyle midir değil midir düşünmeden, “Yalnızlık Allah’a mahsus” denir yalnızlık çekene, yalandan ya da sahiden, inanarak, acıyarak, iç çekerek. Malum, yalnızlık çekmek denince ilk akla gelen, bir eşi olmamak halidir; erkekse “karısı” ve kadınsa “kocası” yani. Bulmak lazımdır. Belli bir yaşa gelince oğlan askere gitmelidir “a...

"Kentlerin kalbi" var mı?

 “Çevrenizdeki dünyayı aydınlık gözlerle izleyin. Çünkü en büyük sırlar, en beklenmedik yerlerde saklıdır. Sihre inanmayanlar onu asla bulamazlar.” –Roald Dahl ======================================== Kentlerin kalbi vardır, evet; ruhları, kimlikleri, kişilikleri, değerleri de denebilir. Ama sanırım “kentlerin kalbi” en doğru ve doğrudan ifadesi oluyor meramınızın. Çünkü kalp hayatın, yaşıyor olmanın ve yanı sıra duygusal dünyanızın simgesi. Kentlerin Kalbi bir Yaşar Seyman kitabının adı. (Bilgi Yayınevi 2023, Ankara) Adından da anlaşılacağı üzere, yazarın gezdiği, gördüğü, yaşadığı kentlere dair duygu ve düşüncelerini anlatıyor. "Gökkuşağı sevdalısıyım ben. Gökkuşağı altından geçercesine dilekler tuttum. Gökkuşağının yedi renkli yayını çekip yedi kıtaya merakla, özlemle, aşkla fırlattım. Okların dördü yedi kıtanın dördünün toprağına saplandı. Merakla, sevgiyle attığım okların ucunda kır çiçekleri açtı." Seyman kendini bir “kent yazarı” olarak tanımlıyor, başka birçok özelliğ...