Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Cumhuriyet ve demokrasi

...Mustafa Kemal, Osmanlı devletinin enkazı üzerinde fiilen ortaya çıkmış olan yeni durum ve devleti yeniden yapılandırma imkân ve zaruretini “cumhuriyet” olarak adlandırırken, kuşkusuz cumhuriyetin diğer rejimlerden farklı olarak halkın iradesini ülkenin yönetimine yansıtmasıyla anlam ve özellik kazandığını bilmiyor değildi. Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Salonu’nda o yıllardan beri “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” yazmaktadır. ===================================================================== 29 Ekim 1923’te cumhuriyetin ilanı sürecindeki en kritik gelişmelerinin başında, Milli Mücadeleyi yürüten meclisin, Lozan Antlaşmasının kabulünden hemen sonra ve cumhuriyetin ilan edilmesinin hemen öncesinde, tasfiye edilmesi gelir.  1 Lozan’da yürütülen müzakerelerle ilgili mecliste sergilenen muhalefet, Mustafa Kemal’in tek başına isim isim belirlediği yeni meclis bileşimi ile birlikte “aşıldı.” Mustafa Kemal, “dikensiz gül bahçesi” oluşturmak üzere yaptığı haz...
En son yayınlar

Demokratik cumhuriyet sorunlarımız-1

...Dolayısıyla “cumhuriyet” kavramı ve cumhuriyetin demokratikleştirilmesinin neden bir “ihtiyaç” olduğu konusuyla ilgili ciddi bir tartışma yürütmek gereği var. ========================================================== Devletin “terörsüz Türkiye” adını verdiği sürecin, devlet açısından en önemli amacı, malum, kendini feshetme kararı almış olan PKK’nin silahsızlandırılması. “Süreç” bu açıdan işliyor, “çerçeve yasa” kabul edildi, yürürlüğe girdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında sürecin koordinesini yürütecek bir kurul oluşturuluyor. Bu kurula bağlı olarak güvenlik ve istihbarat yetkililerinin yanı sıra Abdullah Öcalan’ın da içerisinde yer alacağı bir “silahsızlandırma ve siyasallaşma” komisyonunun da kurulacağı, İmralı heyeti tarafından açıklandı… “Sürecin” güncel boyutlarının yanı sıra bir de özellikle Öcalan tarafından yapılan açıklamalarda vurgulanan bir “demokratik cumhuriyet” meselesi var. Sürecin gerçek manada “barış” değeri kazanması, kuşkusuz ki cumhuriyetin demokratikle...

Çuvaldızı başkasına ama iğneyi de kendimize…

...Sorunun anlamı, önemi, mahiyeti gereği herkesin sürece kendi görüşünü dillendirerek “müdahil” olma istek ve çabasını “bastırmak” veya “bastırmaya” çalışmak, doğru değildir. Marifet, kendi argümanlarını akıllıca, soğukkanlı ve demokratça ortaya koyarak sorusu olana cevap vermek, eleştirisi olanı dinlemek, yapıcı eleştirilere değer vermektir. ======================================= Kürt sorunuyla ilgili barış ve çözüm arayışlarına, çabalarına karşı olanların neden karşı oldukları, aşağı yukarı belli. Şu veya bu şekilde “beslendikleri” statükonun, varlıklarını adadıkları (!) ulusalcı/milliyetçi “davanın” boşa düşmesi onlar için kabustan farksız. Neye dayanarak, kimi “düşman” belleyerek, aşağılayarak, horlayarak kendilerini “Ne Mutlu Türküm Diyene!” havalarında yaşatacaklar? Memlekette doğru dürüst Ermeni de kalmadı ki… Bu arada şunu da önemle belirtmekte yarar var. “Süreç” ile ilgili eleştirisi olanla, soruları olanla sürece kayıtsız şartsız “karşı” olanları birbirine karıştırmamak laz...

Aşağı tükürsen emperyalistlerin oyunu, yukarı tükürsen teslimiyet…

...Bu “satış”, “ihanet” ithamlarının sahiplerine desen ki, yahu “dava” neydi ki Kürtler “ihanet” etmiş olsun? Bir sözleşme, kontrat filan vardı da onun gereklerini mi uygulamadılar? Mesele nedir? ========================================== Daha örgütsel varlığını feshedip silahlı mücadeleye son verdiğini ilan eden PKK için çıkarılan “çerçeve yasa”nın içerdiği hususları anlayamadan sağdan soldan itirazlar yükseldi, itiraz ne kelime, çığlıklar… Mesela, “Kürtler yine ihanet etti!” diyenler var. Hatırlayın, özellikle seçimlerden önce peydahlanan bu kafadaki ulusalcı, pardon ultra ulusalcı vatandaşlar, “Kürtler bizi satacak, AKP ile anlaşmışlar, öyle diyorlar,” şayiaları yayarlar. Sorsan, hangi seçimde “sattı” diye, verecek cevapları yoktur. Ama olsun, Yılmaz Özdil, Banu Avar veya benzer birinden duymuştur. Gerçek, son yıllarda en net muhalefetin Kürt seçmenden gelmesidir ama kimin umurunda; hiçbir şey olmamışsa bile kesin bir şeyler olmuştur… Bir de 12 Eylül hayranı b.k sever Celal Şengör’e...

Bir tuhaf 'gösteri' rezaleti

İyi de o kadar insanı nereden bulacaksın, en azından medyaya bir kalabalık görüntüsü vermek lazım. Bu sorunun “çaresi” de dizilere, dedikodu programlarına figüran sağlayan cast ajansları seferber ederek bulundu! Bu da bir başka “ilk” idi sanırım; yeterli kalabalık toplayamıyorsan, cebine üç kuruş para koyduğun işsizleri, emeklileri, yoksulları seferber edersin… ======================================= Bir siyasi parti yönetiminin, hem de ana muhalefet partisi yönetiminin genel başkanıyla birlikte mahkeme kararıyla değiştirilmesi memleketin siyasi tarihinde bir “ilk” idi. Taraftarlarının önemli bir kesimi, hatta köylüleri bile Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu “kayyım” işini kabul etmesine şaştı kaldı. Normalde “kayyım” olarak mümkün olan en kısa zamanda partisini kurultaya götürmesi gerekirken, sayın Kılıçdaroğlu, hemen çevresinde toplaşanların CHP’nin en “netameli” isimleri olduğuna da aldırış etmeksizin “arınmadan” söz eder oldu. Velhasıl Özgür Özel ve arkadaşları “Çin işkencesi” mantığıyla b...

Motorları Maviliklere Süremedik

Ülkenin yakın geçmişi ve solun bu geçmişin gerçekleşmesinde verdiği sınav, göğüslediği veya altında kaldığı badireler, samimi bir yaşam hikâyesi anlatımında dile geliyor bu kitapta. ======================================== Mehmet Nazım Öztürk anısına... Okuduğum kitaplar üzerine yazıyorum bazen. Bunu naçizane bir paylaşma sorumluluğu addediyorum. Ama işte bazı kitaplar üzerine yazmak, zor. Neden derseniz... Yazarını tanıyorsanız, kimi anlattıkları üzerine daha önce hararetli sohbetleriniz, tartışmalarınız olmuşsa, okuduğunuz kitabı yazma sürecini biliyorsanız ve fakat kitabı önünüze koyup misal, eleştirilerinizi, itirazlarınızı, beğenilerinizi kendisiyle paylaşma fırsatı bulamadan bir gün, "Nazım hastaneye kaldırılmış, yoğun bakımda" haberi almışsanız... İzleyen günleri eşi, çocukları, arkadaşlarıyla birlikte yüreğiniz ağzınızda yaşamış ve doktorların umut vermeyen açıklamalarından nafile “iyiye gidiyor galiba” manaları çıkarmaya çalışsanız da bir gün “Nazım öldü” haberiyle s...

"Baba... O an lal olaydım..."

 Memleketin karşı karşıya bulunduğu dahili ve harici tehdit ve tehlikeleri en iyi gören, bilen, söyleyen ve o tehlikeleri bertaraf edendi. Onun sayesinde ülke uçurumun eşiğinden dönmüştü. Onun sayesinde bölünmemiş, birlik ve beraberlik onun ve oluşturduğu rejimin etrafında kenetlenerek kurtarılabilmişti. Halkı o uyandırmıştı, devleti yeniden yapılandırırken alkış tutulandı… Tek işi devleti ve milleti kurtarmak olmayandı; o, her şeyden anlayan, her şeye karışan, her konuda halkın duygularına tercüman olandı. Sanatla ilgili de sözü vardı edebiyatla ilgili de. Picasso’nun dünyaca ünlü resimlerine bakıp, “Ne var ki bunda, bunu ben de yaparım” diyendi. “Tükürürüm böyle sanatın içine” diyenlere, beğenmediği heykellere ‘ucube’ diyenlere ilham kaynağı olandı. Ne yapmışsa “aziz millet” için yapandı. Kendini ‘millet’ sanandı. Memleketi açıkhava hapishanesine çeviren, ‘içeri’ aldıkları için meydanlarda “Asmayıp da besleyelim mi?” diye sorduğunda “As! As! As!” karşılığını alan, “bir sağdan bir...