Ana içeriğe atla

Gözler Kürt oylarında, ama...

Abdülkadir Selvi de Hürriyet gazetesindeki köşesinde, “AK Parti bir süredir ihmal ettiği Kürt gerçeğini öncelikli gündem maddelerinden biri haline getirdi. Çünkü Kürtleri kazanmadan seçim kazanamayacağını gördü. 2023’te seçimleri kazanabilmesi için Kürt oylarını alması gerektiğini fark etti” (13 Temmuz 2021) diye yazdığına göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Diyarbakır ziyaretini “bayram değil seyran değil” şaşkınlığıyla karşılayanların kafası netleşmiş olmalıdır. 

Her ne kadar her lafı edildiğinde iktidar sözcüleri ve küçük ortak gayet kesin sözcüklerle “Seçimler 2023’te, zamanında yapılacaktır” deseler de gündemlerinde “şartları oluşursa” ihtimaline bağlanmış bir erken ve hatta “baskın” seçim senaryosu olduğu anlaşılmaktadır.

Anket ve araştırmalar her geçen gün AKP-MHP koalisyonunun yüzde 50+1 çoğunluğundan daha fazla uzaklaştığını ortaya koyuyor. Hatta küçük ortak mevcut haliyle yüzde 10 barajının altında kalıyor. Bu, “sürpriz” bir durum değil. Çünkü hayatın her alanına yansıyacak şekilde ülke en genel deyişle iyi yönetilmiyor. MHP, kendiyle beraber AKP’yi de aşağılara doğru çekiyor ve bu, AKP’nin de gördüğü bir şey.

Maruz kaldığı baskı ve operasyonlara, kapatılma tehdidi ile karşı karşıya olmasına karşın HDP’nin barajı aşacak olması da bu anket ve araştırmaların ortaya koyduğu bir başka dikkat çekici veri. HDP’nin oylarını koruyor görünmesi, iktidar kurmaylarını derin derin ve kara kara düşündürüyor olmalı. Zira, Selvi’nin bile açıkça dile getirdiği gibi Kürt oyları mevcut ittifaklar için seçim kazandıracak ya da kaybettirecek bir kritik öneme sahip. 

Bunu CHP de gördüğü için, malum, bir “doğu masası” oluşturdu. Bölgede yıllardır adım atmadığı yerlere gidiyor, “Biz değiştik” mesajı vermeye, dikkat çekmeye çalışıyor. Ve tabii olası seçimlerde bu çabasının “oy” olarak sandığa yansıması hesapları yapıyor.

AKP bünyesinden çıkan Deva ve Gelecek partileri ile Saadet Partisi de “hareketli”. Ali Babacan ve başbakanlığı döneminde insanların hafızasında kötü izler bırakan Ahmet Davutoğlu’nun Kürt sorununa ve Kürt seçmene yönelik ilgisi görmezden gelinecek gibi değil. 

Ancak görmezden gelinemeyecek bir gerçek var ve o da şu: Kürt seçmen, kulaklara hoş gelen birtakım sözlerle, jestlerle “tavlanacak” bir seçmen değil. (Bunu genel olarak da söylemek mümkün: Türkiye toplumu “hamasete” doydu artık.) Sorunları var, talepleri, beklentileri var ve sorunlarının, talep ve beklentilerinin nasıl, ne şekilde çözüleceğine dair daha somut, inandırıcı, güven duyacağı yaklaşımlar görmek istiyor. 

Örneğin CHP sözcüleri “Kürt sorununu parlamentoda biz çözeriz” şeklinde açıklamalar yapıyorlar. Ama nasıl bir “çözüm” anlayışı öngördüklerine dair somut herhangi bir şey de söylemiyorlar. Söylemiş olayım: Ortaya koyduğu iddiayı veya dillendirdiği vaadi açık, anlaşılır, somut bir program dahilinde ortaya koyamayanları Kürtler inandırıcı ve güven verici bulmuyor…

Bu, kuşkusuz en çok iktidar partisi için geçerli. 

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan pragmatik bir lider. Partisine hakim. Bir söylem, politika, uygulama değişikliğine gitme konusunda diğer partilerle kıyaslanmayacak ölçüde rahat. Ancak mevcut durum ve gidişat itibarıyla asıl “sıkıntı” partisinden ziyade oluşturduğu iktidar denkleminden ileri geliyor. “Çözüm sürecini biz sonlandırmadık, HDP bitirdi” türü yorumculara malzeme olan çıkışları MHP “ortaklık hatırına” tolere edebilir; ama bunun ötesine gidilmesine de izin vermeyeceği besbelli. Devlet Bahçeli’nin çözüm sürecini “ihanet” olarak yaftalayan çıkışlarını hatırlayın…

Fakat Kürtlerin Erdoğan çözüm sürecini hatırlattı diye seçimlerdeki tercihlerini değiştirebileceğini düşünenler varsa fena halde yanılıyor. 

Unutulmamalıdır ki oylarına göz dikilen seçmenler iradelerine, tercihlerine “kayyım” atanan seçmenlerdir. Bu “icraatın” sorumluları oylarına talip oldukları insanların “balık hafızalı” olduğunu varsayıyorlarsa bu da bir başka yanılgıdır…

Öyle görünüyor ki bir erken veya baskın seçim ihtimali, özellikle ve öncelikle Kürt seçmenlerin tercihlerindeki değişikliğe bağlı bir seçenektir. Erken seçimin “şartlarının” oluşmasından anlaşılan budur gibi görünüyor. Yoksa muhalefetten erken seçim sesleri yükseliyor diye erken seçim kararı alınması söz konusu bile değil.

“E, ne olacak peki?” sorusu öne çıkıyor bu durumda…

Ülkeyi iyi yönetmediği, yönetemediği için seçmenin güvenoyuna ihtiyaç duyan sorumluluk sahibi bir iktidar anlayışı yok karşımızda. İktidara ve ülkenin her geçen gün ağırlaşan sorunlarına çözüm getireceği konusunda güven veren bir muhalefet de olmadığı gibi.

Geleceğinden yana umutları tükenen, karamsar ve gençliğinin gözü Avrupa’ya gitmek olan bir ülke ve toplum haline gelmektir en önemli sorunumuz. Ve bu sorunun “çözümü” gündelik siyasi atraksiyonlar değil…

Sahi, Sedat Peker ne zaman yeni video yayınlayacak?

CS. 14 Temmuz 2021




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Murat öldü Cafer"

“Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... Önce “Murat çok hasta, hastanede” haberini aldım. Nesi var ki? Kanser... “Ne kanseri?” bile diyemedim. Alacağım cevaptan korktum. En kötüsü olmasından.  En kötüsüymüş... Hangi hastanede? Geleyim, göreyim, moral olur, iyi gelir belki, ne bileyim. “Gelsen de göremezsin ki. Yoğun bakımda. Entübe edildi. Belki bir mucize olur diye bekliyoruz işte.” Bir mucize olur belki. Bir mucize olsa. Bir mucize olsun... Daha çok genç yahu! Ölecek değil ya!  Öldü... “Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... İnsan evladı tuhaf bir varlık. Telefon ekranındaki “Murat öldü Cafer” mesajına bir süre bakakaldım öylece. Nasıl olduysa, bir üzüntü emojisi ile yanıt vermeyi akıl edebildim. Bir şey...

Hâlâ yaşıyor ve katlanıyorsak...

Bazı yazılar zamana dayanıklı yazılardır. Aşağıda okuyacağınız yazı, onlardan biri. "Yeni yıl" yazısı niyetine... ------- Sağlık, huzur, mutluluk, barış tamam da şöyle bir yoklayın hafızanızı, yeni yıldan adalet dilemek çoğumuzun aklının ucundan dahi geçmezdi Her yeni yılda insanlar birbirlerine iyi dileklerde bulunurlar. Güzel bir gelenektir. Kötü bir yıl da geçirmiş olsanız, kişi olarak veya ülke olarak (mesela geçen yıl bir deprem felaketiyle gölgelenmişti yeni yıl umutları), neticede yeni bir yıldır ve umutlarınız, beklentileriniz, dilek ve temennileriniz vardır. Kuşkusuz; umutlu olmak, yeni bir yıla umutlarınızı canlandırarak başlamak, güzel, anlamlı bir gelenek olduğu kadar insanidir de. Ama işte yıl dediğimiz zamanı takvimlendirirken geliştirdiğimiz, kullandığımız bir zaman ölçüm birimi; gün, hafta, ay gibi… Zamanın kendi başına herhangi bir umut veya dileği, beklentiyi gerçekleştirme kudreti yok. Tabii ki biliriz bunu. O umut, dilek veya beklentileri gerçekleştirmenin...

Günlük. 10 Aralık

...Hiç değilse 10 Aralık etkinliklerine katılayım diyorum son yıllarda. Geçen yıl gitmiştim mesela. Bu sene Sultanahmet’teki basın açıklamasına yetişemedim. Akşam “resepsiyona” tam vaktinde yetiştim neyse ki... ------------- 10 Aralık, malum, Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, 2. Dünya Savaşının ardından, 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmesi üzerine o gün bugündür Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanıyor.  İlginizi çekebilir: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabul edildiği oturumda Güney Afrika ve Suudi Arabistan, çekimser oy kullanmışlar. Ama asıl “haber”, çekimser oy kullanan dönemin sosyalist ülkeleri: Sovyetler Birliği, Beyaz Rusya, Ukrayna, Polonya, Çekoslovakya ve Yugoslavya. Suudi Arabistan ile dönemin Güney Afrika'sının “çekimserliğinin” nedenini tahmin etmek güç olmasa gerek; muhtemelen, “İnsan hakları nedir? Bizi bozar öyle haklar filan” diye düşünmüşlerdir. Sovyetler Birliği ve diğerleri ne diye çekimse...