Ana içeriğe atla

İlahi TKP :)


Sosyal medyada TKP ile ilgili çoğu mizahi bazı paylaşımlarım hayli ilgi gördü. Özellikle de TKP'li "yoldaşlar" çok ilgi (!) gösterdiler. Çoğu zaman yaptığım gibi gülüp geçebilirdim tabii, onunla bununla atışmak boş adam işi. Ben, naçizane, boş zamanlarımı kitap okuyarak ya da yazarak değerlendirmeyi tercih ediyorum oysa. Fakat, yiğidi öldür hakkını yeme misali, tepkilerini üslubuyla belirtenler de oldu, o yüzden yanıt vermem gerektiğini düşündüm. Aynı şekilde sosyal medyadan yanıt verebilirdim ama toplu bir yanıt zamandan tasarruf olacak galiba. Şimdi bütün ciddiyetimi toplayıp anlatayım meramımı...

-TKP'nin yakın geçmişini bilirim; özellikle 70'li yıllar halini ve 80'lerde hapishanelerdeki hallerini... 70'li yıllar pratiğinin özeti, tarihinden devraldığı mirası sürdürerek CHP kuyrukçuluğu yapmak, "Maocular" ile itişip kakışmak, kendi dışındaki sol grupları "Maocu faşist, goşist" şeklinde tasnif ederek yegane "komünist" hareket olarak kendilerini hemen herkesten ayrıştırmaktı. ("Maocu" veya "Enver Hocacı" gruplar da bunları "sosyal faşist" görürdü, belirtmeden geçmeyeyim.) Kendi dışındaki grupları "sol" bile görmemek konusunda en fazla çatıştıkları Perinçek'in "Aydınlık"ı ile aynı değilse bile benzer bir sekter tutum içindeydiler. TKP deyince bende iz bırakan diğer bir "hususiyetleri" ise, Dersim 38 kırımı ve çoğu birer "tedip ve tenkil harekatı" olan Kürt hareketleri konusundaki tutumudur. Kemalist inkarcılığa "Kürt feodal ağalarının ümitsiz direnişini eziyorlar" diyerek destek veren bir tutumları vardı çünkü. Bunların hiçbiri "kendi" görüşleri değildi bu arada; SBKP'nin "Türkiye seksiyonu" idiler neticede. 12 Eylül darbesine bile "faşizm" demeye dilleri varmamıştı, SSCB-TC ilişkilerini gözetmek durumundaydılar ne de olsa!

-Kendisini "solda" tarif eden herkesin geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini savunurum. Konu TKP olunca tabii ki TKP'nin de geçmişiyle yüzleşmesi gerekir. Madem kendilerine "ağabey" misyonu biçmiş idiler ve her birimizi "çocuk" görüyorlardı, herhalde en eski tarihi olan bir grup olarak en çok da TKP'nin... Bu, hem taraftarlarına, hem Türkiye halklarına ve hem de tarihe karşı borçlarıdır, sorumluluklarıdır. SSCB dağılmaya yüz tutunca, uzantılarını kendi hallerine bırakmaya karar verince, TKP'ye kıyasla "daha Türkiyeli" bir grup olan (onları da beğenmiyorlardı, söylemeye gerek bile yok) TİP ile birleşip memlekete dönmeleri, kısa süre sonra kendilerini feshetmeleri bu "borç" ve sorumluluğu ortadan kaldırmamıştır. Hele ki aynı isimle "geleneği" sürdürenler bugün de varsa...

-TKP'ye "ilgimin" genel çerçevesi budur. Özel bir "garezim" filan yok yani. Özel bir "sempatim" ya da "anti patim" de olmadığı gibi. (Hoş olsa ne olur? Kendi halinde bağımsız bir yazarım...) Hasbelkader Kürt, hasbelkader Dersimli ve hasbelkader kendisini solda tanımlayan, memleket meseleleriyle ilgili herkesin bu çerçevede "ilgili" olmasında bir "tuhaflık" olmasa gerek...

-Malum, 31 Mart seçimlerinde Dersim Belediye Başkanı olarak sayın Fatih Maçoğlu seçildi. "Favori" aday HDP'nin adayı idi ama kanımca HDP'nin Maçoğlu'na karşı yürüttüğü yanlış kampanyanın da etkisiyle Maçoğlu seçildi. Sayın Maçoğlu bu sonucun HDP için bir "kayıp" olmadığını açıkladı seçim sonrasında. Gayet yapıcı, kapsayıcı bir tutum. Neyse; konu o değil. Belediye Meclisi "Dersim Belediyesi" kararı alınca birçok çevre yerinden zıpladı; zaten valilik başvurusu ve mahkeme marifetiyle meclis kararı hiçe sayıldı. Ama biz memleketimize hala "Dersim" diyoruz, bu da ayrı bir konu. Yerinden zıplayanlar arasında Maçoğlu'nun adayı olarak seçime girdiği TKP de vardı! Bu, hafızamızı canlandıran bir etki yarattı doğal olarak; en azından kendi açımdan...

-Çok da aktif kullanmadığım sosyal medyada konuyla ilgili birkaç tivit attım. "Tarihi" TKP'nin Dersim ve Kürt sorunuyla ilgili tutumunu hatırlattım ve "Demek ki çok da bir şey değişmemiş" minvalinde görüşümü, duruşumu belirttim. İşin içine biraz da mizah katarak. Sosyal medyadaki TKP yandaşlarıyla "tatlı-sert" atışmalar oldu; ama bir tanesi özellikle güler misin ağlar mısın dedirten cinsten idi. Çünkü bana "Sen haritada Tunceli'nin yerini bile gösteremezsin boş boş konuşuyorsun" dedi ve ben orada koptum :) "Marifet" diye demiyorum ama el alem beni "Dersimli yazar, Dersimli gazeteci" filan olarak ve özellikle Dersim ve Alevilikle ilgili kitaplarım, yazılarım ile tanıyorken bu TKP'li "yoldaş" beni "Tunceli'nin haritadaki yerini bilmemekle" itham ediyordu. Nasıl ciddiyetle cevap verilebilir bu cehalete, bilmiyorum yani...

-TKP'nin "radarıma" takılmasının sebeb-i hikmeti bu. "Kusur" ise "kusur": Dersim'i TKP'ye karşı DA savunmak, memleketimize, tarihimize, atalarımıza karşı omuzlarımızda, yüreğimizde taşıdığımız borcumuzdur; borcumuzun sahibiyiz!

-Bu TKP, 23 Haziran İstanbul seçimleri için "sandığa gitmeme" kararı aldı. ("Boykot" değilmiş ama...)İstanbul'da 31 Mart seçimlerinde 10 bin civarında oy almışlar; fena da değil hani... Neyse. Açıkçası bu tutumu ti'ye alan tivitler paylaştım. (Bir yurttaş olarak TKP kararlarını beğenmeme hakkım var herhalde.) Bir tanesinde girdikleri denizde "TKP" yazmış gençlerin resimleri vardı; "denizlere çıkartma yapmışlar, devrimi denizlerden başlatacaklar" filan...

Mizah olduğu besbelli bu paylaşımlara aynı şekilde cevaplar verseydiler hep beraber gülseydik... Ne gezer... Bir tanesi o resmin 23 Haziran'da değil (E değil tabii ileri zekalı, henüz 23 Haziran'da değiliz!) filanca sene İzmir'de TKP kampında çekildiğini yazmış... Biri "Sağcı mı solcu mu olduğumu" sorgulamış... Birkaç tanesi "AKP'li, Fetocu" olduğumu iddia etmiş daha önce yazdığım gazetelere atıfla... Birkaç tanesi "Kürt milliyetçisi" olduğumu iddia etmiş... Neler neler...

Kürt müsün? O halde Kürt milliyetçisisin! "Bölücü" bile olabilirsin!

Dersimli misin? 38 artıkları sizi... Bir türlü "çağdaş, medeni" olamadınız gitti sizi gidi kılıç artıkları!

Solcu musun? Ne biçim solcusun? TKP'li bile değilsin, öyle solculuk mu olur?

E sen filanca gazetede yazmışsın? Demek ki Fetöcüsün!

AKP açılımlarını desteklemişsin? Demek ki Tayyipçisin!

Aristo'nun kalmışsa kemiklerini sızlatan bu "düz mantık" bile olmayan yaftalamaları tersine çevirip kendilerine uyarlasak şöyle bir sonuç çıkıyor:

Komünistsin ama aynı zamanda gayet yurtsever, vatansever, ulusalcısın ("şovenist" ya da "sosyal şoven" dememek için kıvranıyorum doğrusu...); nasıl oluyor da oluyor?

Komünistsin ama aynı zamanda Kürt sorunu, hak hukuk filan deyince tüylerin diken diken oluyor, elinden gelse Lenin'in Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı konusundaki tutumunu tarihten sileceksin. Nasıl oluyor da oluyor?

Komünistsin "vatan cephesi", "yurtsever cephe" filan kuruyorsun da bir türlü "proleterya cephesi" kuramıyorsun; nasıl oluyor da oluyor?

İstiklal Caddesi'ndeki küçük burjuva kalabalığa "komünist gençler" propaganda yapıyor "İşçiler! Emekçiler!" filan diye bağırarak dergi satmaya çalışırken. Aynı gençler bir fabrika önüne gitse sille tokat dayak yiyor; nasıl oluyor da oluyor?

Daha da uzatmak mümkün de, bence yeter...

Size naçizane önerim; Sizin "Tunceli" hassasiyetinizi dikkate almayan (ve maalesef hala partinizden istifa etmeyen) Fatih Maçoğlu'nu "Parti politikalarımıza ters düştü" filan gibi bir gerekçeyle TKP'den ihraç etmenizdir. Benden duymuş olmayın; sağda solda hala "Dersim" deyip duruyormuş...

Dağılabilirsiniz...

NOT: Resim sosyal medyadan alınmıştır.

20 Haziran 2019

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Murat öldü Cafer"

“Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... Önce “Murat çok hasta, hastanede” haberini aldım. Nesi var ki? Kanser... “Ne kanseri?” bile diyemedim. Alacağım cevaptan korktum. En kötüsü olmasından.  En kötüsüymüş... Hangi hastanede? Geleyim, göreyim, moral olur, iyi gelir belki, ne bileyim. “Gelsen de göremezsin ki. Yoğun bakımda. Entübe edildi. Belki bir mucize olur diye bekliyoruz işte.” Bir mucize olur belki. Bir mucize olsa. Bir mucize olsun... Daha çok genç yahu! Ölecek değil ya!  Öldü... “Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... İnsan evladı tuhaf bir varlık. Telefon ekranındaki “Murat öldü Cafer” mesajına bir süre bakakaldım öylece. Nasıl olduysa, bir üzüntü emojisi ile yanıt vermeyi akıl edebildim. Bir şey...

Hâlâ yaşıyor ve katlanıyorsak...

Bazı yazılar zamana dayanıklı yazılardır. Aşağıda okuyacağınız yazı, onlardan biri. "Yeni yıl" yazısı niyetine... ------- Sağlık, huzur, mutluluk, barış tamam da şöyle bir yoklayın hafızanızı, yeni yıldan adalet dilemek çoğumuzun aklının ucundan dahi geçmezdi Her yeni yılda insanlar birbirlerine iyi dileklerde bulunurlar. Güzel bir gelenektir. Kötü bir yıl da geçirmiş olsanız, kişi olarak veya ülke olarak (mesela geçen yıl bir deprem felaketiyle gölgelenmişti yeni yıl umutları), neticede yeni bir yıldır ve umutlarınız, beklentileriniz, dilek ve temennileriniz vardır. Kuşkusuz; umutlu olmak, yeni bir yıla umutlarınızı canlandırarak başlamak, güzel, anlamlı bir gelenek olduğu kadar insanidir de. Ama işte yıl dediğimiz zamanı takvimlendirirken geliştirdiğimiz, kullandığımız bir zaman ölçüm birimi; gün, hafta, ay gibi… Zamanın kendi başına herhangi bir umut veya dileği, beklentiyi gerçekleştirme kudreti yok. Tabii ki biliriz bunu. O umut, dilek veya beklentileri gerçekleştirmenin...

Günlük... Misi'de iki hafta...

“Bizi unutmayın, burada dostlarınız var artık” diyen yeni arkadaşlar edindim. Romanımı bitirmek üzereyim. Bir süreliğine de olsa köpek havlamaları ve sabaha karşı 4 sularında ötmeye başlayan o horozu saymazsak sessiz, sakin bir köyde ve sıcak bir köy evinde, kendimle baş başa idim. Daha ne olsun...  ============= Bursa- Nilüfer Belediyesinin “ Yazıevlerinden ” bir yazar arkadaşımın ( Gülayşe Koçak ) paylaşımı vesilesiyle haberdar oldum, geçen sene. Oysa 10 yıldan fazladır Nilüfer Belediyesinin bu uygulaması varmış ve yerli-yabancı çok sayıda yazarı bu yazıevlerinde konuk etmişler. Bu evler halen Göl ve Misi köyünde 15 gün süreyle başvuran ve gerekli değerlendirme kriterlerine uygun yazarları konuk etmeyi sürdürüyor.  Geçen sene kasım ayındaydı sanırım, başvurmuştum. Yanıt gelmedi ve ben de unutmuşum doğrusu. Geçen Ocak ayı içinde Nilüfer Kütüphane Müdürlüğü bünyesinde bu evlerle ilgili olan Fatma Hanım aradı ve başvurumun olumlu karşılandığını söyledi. Uzatmayayım. 3-16 Şuba...