Tam adı, (Şeyh) Melik Mansur Arsakay idi. Meksikalı isimleri böyle uzun olur galiba. Adıyla ilgili esprilerimize katlanırdı. Amedliydi. Zaza idi. Yaşam dolu idi. En zor zamanlarda dahi, neşesini korur, “Ma deza, gülmeyince geçiyor mu yani, hiç değilse gülelim” derdi...
_______________________________________________
Kürtler, dünyanın neresinde olursa olsun, Newroz günlerinde, ölüm kalım ciddiyetinde bir müşkülatları yoksa, kolayca tarif edilemeyecek bir coşkuyla Newrozu kutlarlar. Dünyanın neresinde olursa olsun, evet, birkaç kişi de olsalar, bir araya gelir, mümkünse ateş yakar, üstünden atlar, Newroz coşkusunu yansıtan klamlar, stranlar eşliğinde gowende dururlar. Dünyanın herhangi bir köşesinde veya dağda ya da “içeride.”
Ama ben 2026 Newrozunda herhangi bir mitinge, Newroz etkinliğine katılmadım. Newroz coşkusundan eser yoktu bende...
Çünkü “mazeretim” vardı. Melik hastaydı. Yoğun bakımdaydı. Diyarbakır’dan arayıp kötü haberi veren arkadaşım, “Biliyorum çok severdin Melik’i, o da seni severdi, ama doktorlar umut yok diyor,” dedi.
Bunun üzerine nasıl olduysa bütün cesaretimi toplayıp aradığım eşi, Emine de “Allahtan umut kesilmez, ama...” dedi.
Günlerdir kıvranıp duruyorum, ancak elim varıyor yazmaya... Arkadaşım, arkadaşımız kanserdi ve ölüyordu. Öldü...
“Newroz coşkusu” Melik’i tanıyan, bilen herkes için, arkadaşları için acıyla, ölümle gölgelendi.
Tam adı, (Şeyh) Melik Mansur Arsakay idi. Meksikalı isimleri böyle uzun olur galiba. Adıyla ilgili esprilerimize katlanırdı. Amedliydi. Zaza idi. Yaşam dolu idi. En zor zamanlarda dahi, neşesini korur, “Ma deza, gülmeyince geçiyor mu yani, hiç değilse gülelim” derdi...
Melik’i sürgünlerle dolaştırıldığım Kürdistan cezaevlerinden cezam onaylanıp da Bursa Özel Tip’e getirildiğim zaman tanıdım. 90’lı yılların ikinci yarısında.
Hoşsohbet, neşeli bir arkadaş olmanın yanında çok da iyi top oynardı. Takımlar oluşturulurken herkes Melik’in takımlarında olmasını isterdi...
Yalan yok, eğitimlerle arası pek iyi sayılmazdı. Bazen, “Uyuma Melik” uyarılarına maruz kalırdı ve “uyumuyorum ki heval! Ne uyuması? Yoğunlaşıyorum!” derdi. Dersi dinlediğini belli etmek için de ortalama, yüzeysel bir soru sorardı elini kaldırıp, “Başkanın filanca sözünden ne anlamamız lazım? Onu biraz açsak?” gibi. Göz göze gelirdik, bakışlarımızla gülüşürdük. Laf olsun diye, uyumadığını kanıtlamak istercesine o soruyu sorduğunu anladığımı, anlardı o da...
1997 yılıydı galiba. Hapishanede Hepatit taraması yapıldı ve Melik de dahil yaklaşık 10 arkadaşta Hepatit B virüsü tespit edildi. Hepatit, bilen bilir, iyi bir beslenme rejimiyle tedavi edilebilen bir karaciğer hastalığı.
Hapishane şartlarında nasıl “iyi” beslenebilirsin ki? Hele de komüncümüz eli sıkılığıyla nam yapmış Nihat ise...
Sonraki yıllar daha da zordu hasta arkadaşlar için. Ziyaretten yiyecek almak yasaklandı mesela. 200 kişydik ve çoğu arkadaşın ziyaretçisi Diyarbakır, Van, Hakkari, Bitlis, Siirt yörelerinde yaşayan yoksul insanlardı. Dolayısıyla kantinden yiyecek bir şeyler satın almak imkanlarımız da sınırlıydı.
Uzatmayayım. Çok zorluk yaşadı Melik ve hasta arkadaşlar.
Her biri ile de aram çok iyiydi. Hallerini hatırlarını sorar, toplantılarda onların dile getirmeye çekindikleri sorunlarıyla ilgili konuşurdum. Melik ile (Cevahir de vardı) aynı odada kalmışlığımız da vardı, G Blokta.
Diyarbakır’a her gittiğimde görüşür gelmişten geçmişten sohbet ederdik.
Hasta olduğunu öğrenmemle vefat haberinin gelmesi arasındaki süre, 1 haftaydı. Kendimi toparlayıp gidemedim. Toprağa verildiğini de geç öğrendim...
Eşi, çocukları, yakınları başta, sevenlerinin ve arkadaşlarının başı sağ olsun.
Anılarımızda yaşayacaksın Melik.
Rahat uyu “Deza,” yaşamak nöbetini sürdürüyoruz geride kalanlar...
Mart 2026

Yorumlar
Yorum Gönder