Ana içeriğe atla

CHP 'çare' mi 'çaresizlik' mi?

Herkes son CHP tartışmalarında eteğindeki taşları döktüğüne göre, "E, sen ne diyorsun bu işlere?" diyen okurlarıma cevap vermek sırası bana da geldi demektir.

Tabii ki ben mevzunun şehvetle tartışılan deyim yerindeyse magazin veya mesnetsiz dedikodu boyutlarıyla ilgili değilim.

Malum, sayın Muharrem İnce ve biri fosil, diğeri en hafif deyişle çapsız iki gazetecinin baş aktör olduğu son “Saray’daki CHP’li kim?” mevzusu, karşıt, yandaş hemen her yorumcunun didiklediği bir gündemimiz oldu uzun süre. “Olay” tabii ki “haber” ve barındırdığı ihtimaller nedeniyle çeşitli açılardan yorumlanmaya da değerdi. Yazıldı, çizildi, çok sayıda tartışma programının gündemi oldu. Olayın aktörleri de önce gizemli “kaynağımı açıklamam” tavırları sergiledikten sonra, konuştular, özürler filan da dilendi hatta. Geride kalan tortu, kimin kime veya kimlere karşı yaptığı biraz muğlak kalmakla beraber, “komplo”, “kumpas” lafları oldu. 

Benim ne “derin” ne de “gizemli” kaynaklarım var. Bu yüzden benden yeni bir “komplo teorisi” bekleyen varsa, yazının devamını okumaktan vazgeçebilir; kimseyi hayal kırıklığına uğratmak istemem. Ama en “benim” diyen “uzman” kalemşorlara karşı bile, CHP’de tabanın nabzını tutmak noktasında iddiaya tutuşabilecek ilişkilerim, “kaynaklarım”, çevrem var. O tabanın omurgasını oluşturan Aleviler, solcular, hatta konuşmaya, tartışmaya açık Atatürkçüler ne diyor, ne düşünüyor, ne bekliyorlar vs biliyorum; oturduğu yerden atış serbest diyenlerden olmadığım bilinsin diye belirtmek gereği duydum.

-Önce malumun ilanı; Sayın Muharrem İnce, umulandan daha başarılı bir kampanya yürüttüğü cumhurbaşkanlığı seçimleri ertesinde sergilediği tutum nedeniyle CHP’nin geleceğinde rol oynayacak bir aktör olmaktan çıktı. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu yetersiz görenler de dahil olmak üzere CHP tabanında İnce’nin yolunu gözleyen, sınırlı bir kesim dışında, yok. İnce’nin iddia ettiği gibi Genel Merkez’de bir “çete” kendisine neden “komplo” kurmuş olsun? O Genel Merkez’in politika üretmekten aciz olduğunu düşünenlere bile inandırıcı gelmiyor bu.

-“Saray CHP’yi karıştırmak için komplo kurdu” iddiasının somut bir dayanağı ortaya çıkmadı. Aksine ortalığa saçılan iddia ve spekülasyonlar, mevzunun kaynağının ilk başta ortaya atıldığı gibi Saray değil, CHP olduğunu ortaya koyuyor, düşündürüyor. Belki de “olay” bir dedikodunun pek de iyi niyetli olmadığı besbelli gazeteci kılıklı biri tarafından gündem haline getirilmesi, CHP’nin karıştırılmasıdır. Görünen boyutlarıyla “olan” da bu zaten.

-Muharrem İnce yeterince yıpranmış bir isim zaten ama bu olayla birlikte CHP içindeki zaten pek “parlak” olmayan yıldızı tamamen söndü. Asıl yıpranan ise, Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP oldu. Çünkü CHP bu tür siyasi manevra, manipülasyon ve baskılara karşı dayanabilecek, Kılıçdaroğlu’nun deyişiyle “kapı gibi” durabilecek, sağlam, tutarlı ilkelere sahip bir parti değil, olamıyor. “CHP’yi karıştırmak istiyorlar” deniyor ya, CHP de hemen karışmaya hazır… CHP’nin esas meselesi bu ve eğer mecalleri varsa, CHP kurmaylarının üzerinde kafa yormaları gereken de sorunun bu boyutu...

-Saray’a, Erdoğan’a karşı olmak gündelik bir siyasal argüman olarak “kullanışlı” olabilir ama bunun bir siyasi partinin nitelik ve duruşunu tayin eden “ilkesel” bir değeri yok. Anladığım kadarıyla biraz sağcı, biraz ulusalcı, biraz “Tek Parti CHP’si”, biraz merkez, azıcık da “sol” olmak, Kılıçdaroğlu ve varsa konsept danışmanlarına çok “yaratıcı, akıllıca” bir politika gibi geliyor. Ama, değil! Bu tür bir belirsiz, şekilsiz imaja oynayarak siyaset yapmak, belki dönemsel faydalar sağlayabilir, ne var ki bir hamlede dağılma riskini de hep beraberinde taşır. İyi Parti isimli yapay parti ile kurulan “ittifak” bunun en açık göstergesi.

-CHP’nin Kılıçdaroğlu liderliğinde “yeni CHP” olduğunu düşünenler ne tür bir hayal aleminde yaşıyorlar, bilmiyorum (aslında biliyorum da, sözün gelişi). CHP hangi kongre veya konferansında “yeni CHP” olmaya karar verdi de, haberimiz olmadı? Bu “yeni” CHP’nin alamet-i farikasındaki altı ok dışında hangi “yeni” ilkeleri var mesela? Anlaşılıyor olmalı; kastım Kılıçdaroğlu’na mal edilebilecek olumlu veya olumsuz manada günlük siyaset düzlemindeki “yenilikler”, başarı veya başarısızlıklar değil, temel prensipler. "Kılıçdaroğlu şunu yaptı, bunu yapmadı" niteliğindeki olumlu veya olumsuz analizler, yorumlar, meselenin bu boyutunu görmezden gelmekle malûl...

-CHP, zaman zaman hatırladığı ve asla içini dolduramadığı “sosyal demokrat” iddiasını gerçekten sahiplenmediği, sahiplenemediği, bunu realize edecek bir politik hat izleyemediği gibi, siyasi yelpazede yaşanan bu boşluğu doldurma çaba ve girişimleri önündeki en büyük engeldir de. Kendisi olmuyor başka seçeneklerin de önünü kesiyor. 

-CHP’nin en “tutarlı” iddiası, “devlet partisi” olmak, “cumhuriyeti kuran parti” olma vasfını gayet tutarlı bir kararlılıkla sürdürmek… Ne var ki köprülerin altından akan suları geri getirmek mümkün değil. Bunu ne zaman ve nasıl anlayacaklar, nihayet anladıklarında çok geç mi olacak; yaşayıp göreceğiz…

CHP’nin yerel örgütlerinde çalışan Alevi bir arkadaşımla konuşurken bana, “Bu CHP’den bir cacık olmaz ama çaresizlik işte…” dedi. Yazının ana fikri de bu aslında; CHP bir çare değil, çaresizliktir…

CS. 11 Aralık 2019 TKNMZHBR





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Murat öldü Cafer"

“Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... Önce “Murat çok hasta, hastanede” haberini aldım. Nesi var ki? Kanser... “Ne kanseri?” bile diyemedim. Alacağım cevaptan korktum. En kötüsü olmasından.  En kötüsüymüş... Hangi hastanede? Geleyim, göreyim, moral olur, iyi gelir belki, ne bileyim. “Gelsen de göremezsin ki. Yoğun bakımda. Entübe edildi. Belki bir mucize olur diye bekliyoruz işte.” Bir mucize olur belki. Bir mucize olsa. Bir mucize olsun... Daha çok genç yahu! Ölecek değil ya!  Öldü... “Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... İnsan evladı tuhaf bir varlık. Telefon ekranındaki “Murat öldü Cafer” mesajına bir süre bakakaldım öylece. Nasıl olduysa, bir üzüntü emojisi ile yanıt vermeyi akıl edebildim. Bir şey...

Hâlâ yaşıyor ve katlanıyorsak...

Bazı yazılar zamana dayanıklı yazılardır. Aşağıda okuyacağınız yazı, onlardan biri. "Yeni yıl" yazısı niyetine... ------- Sağlık, huzur, mutluluk, barış tamam da şöyle bir yoklayın hafızanızı, yeni yıldan adalet dilemek çoğumuzun aklının ucundan dahi geçmezdi Her yeni yılda insanlar birbirlerine iyi dileklerde bulunurlar. Güzel bir gelenektir. Kötü bir yıl da geçirmiş olsanız, kişi olarak veya ülke olarak (mesela geçen yıl bir deprem felaketiyle gölgelenmişti yeni yıl umutları), neticede yeni bir yıldır ve umutlarınız, beklentileriniz, dilek ve temennileriniz vardır. Kuşkusuz; umutlu olmak, yeni bir yıla umutlarınızı canlandırarak başlamak, güzel, anlamlı bir gelenek olduğu kadar insanidir de. Ama işte yıl dediğimiz zamanı takvimlendirirken geliştirdiğimiz, kullandığımız bir zaman ölçüm birimi; gün, hafta, ay gibi… Zamanın kendi başına herhangi bir umut veya dileği, beklentiyi gerçekleştirme kudreti yok. Tabii ki biliriz bunu. O umut, dilek veya beklentileri gerçekleştirmenin...

Günlük. 10 Aralık

...Hiç değilse 10 Aralık etkinliklerine katılayım diyorum son yıllarda. Geçen yıl gitmiştim mesela. Bu sene Sultanahmet’teki basın açıklamasına yetişemedim. Akşam “resepsiyona” tam vaktinde yetiştim neyse ki... ------------- 10 Aralık, malum, Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, 2. Dünya Savaşının ardından, 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmesi üzerine o gün bugündür Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanıyor.  İlginizi çekebilir: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabul edildiği oturumda Güney Afrika ve Suudi Arabistan, çekimser oy kullanmışlar. Ama asıl “haber”, çekimser oy kullanan dönemin sosyalist ülkeleri: Sovyetler Birliği, Beyaz Rusya, Ukrayna, Polonya, Çekoslovakya ve Yugoslavya. Suudi Arabistan ile dönemin Güney Afrika'sının “çekimserliğinin” nedenini tahmin etmek güç olmasa gerek; muhtemelen, “İnsan hakları nedir? Bizi bozar öyle haklar filan” diye düşünmüşlerdir. Sovyetler Birliği ve diğerleri ne diye çekimse...