Ana içeriğe atla

Bir ailenin feryadı: Gülistan Doku nerede?

Çocuklarını el bebek gül bebek büyüten, okusun diye kıt kanaat imkanlarıyla Munzur Üniversitesi’ne yollayan Doku ailesinin acısı, Türkiye’nin utancıdır

Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü ikinci sınıf öğrencisi Gülistan Doku, 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana “yok,” yani “kayıp,” yani başına ne geldi “bilinmiyor.” Yani ölü mü sağ mı, öldüyse nasıl, kim ya da kimler tarafından, niçin, sağ ise nerede? Bunun geride kalan ailesi için, arkadaşları ve tanıyanları için ne kadar korkunç bir şey olduğunu düşünebiliyor musunuz? Bu “esrarengiz” olayın ne denli korkunç olduğunu anlayabilmek, düşünebilmek, hissedebilmek için kuşkusuz illa da onu tanıyor olmak, ailesi veya arkadaşı olmak gerekmiyor. Yurttaş olmak, insan olmak, düşünebiliyor, hissedebiliyor olmak ve bir parça empati erdemine sahip olmak yeterli.

Gülistan Doku’nun “kaybolmasının” üzerinden 19 gün geçtikten sonra, 24 Ocak günü, Elazığ’da çevre illerde de hissedilen şiddetli bir deprem oldu. Yitirdiğimiz insanlar oldu, çok sayıda insanın evi başına yıkıldı. Bu vesileyle Elazığ ve ardından da Dersim’e gitmiştim. Dersim’de deprem endişesi bir yana, insanların gündemi “Gülistan’a ne oldu?” idi.

Nasıl olmasın ki, Dersim, o ünlü türküde denildiği gibi dağlar arasında, deyim yerindeyse bir avuç şehir. Neredeyse tamamı adı konulmamış bir “güvenlik” bölgesi. Devletin bütün güvenlik birimlerinin (polis, jandarma, özel tim, görünür ve görünmez “istihbarat” elemanları, vd.) sürekli tetikte oldukları bir yer. Her tarafında MOBESE kameraları var. Şehri çevreleyen dağların, tepelerin yükseklerinde “kalekollar” ve diğer güvenlik noktaları var. Dersim, malum, oldum olası “olağan şüpheli” ve “gözaltında” bir şehir. Gülistan Doku, böyle bir şehirde “kayboldu.”

Orada bulunduğum günlerde yerel yöneticilerle görüştüm, ne diyeceklerini bilemiyorlardı, şaşkınlardı. Herkes şaşkındı. Kimse anlam veremiyordu, Dersim gibi bir yerde bir insan nasıl “kayıp” olur? Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel idi. Bir toplantı vesilesiyle Ankara’da olduğu için kendisiyle görüşme imkanı bulamadım. Görüşseydim “Arama çalışmaları devam ediyor” demek dışında ne diyecekti ki zaten, bilmiyorum.

“Benim kızım nerede?”

Gülistan’ın üzgün ailesi, Diyarbakır’dan gelip Dersim’i mesken tutmuştu. Teyzesi ve ablası ile görüşmüştüm, endişe içerisinde bekliyor, Gülistan’ın bulunması için çırpınıyorlardı. Seyit Rıza meydanında ellerinde “Gülistan Doku nerede?” yazılı bir fotoğrafla anne Bedriye Doku ile abla Aygül Doku oturma eylemi başlattılar. Anne, “Benim Gülistan’ım nerede, benim canım nerede, benim kızım nerede, ben deli oldum, ben perişan oldum” diye feryat etti. Abla, “Gülistan daha gençliğinin baharında. Gülistan’ın kemiklerinden korkuyorsunuz. Ben adım gibi eminim. Zaynal Abarakov ve ailesi Gülistan’a ne olduğunu biliyor. Gülistan Doku’ya ne olduğunun cevabını herkes vermek zorunda. Bizim suçumuz nedir? Bizim suçumuz kız kardeşimizi mi aramak? Eğer bu suçsa en büyük suçlu annem ve benim. Biz Gülistan’ın tırnağını bulmadan bu meydanlardan ayrılmayacağız. Hiç kimse bizden Gülistan Doku’yu unutmamızı beklemesin. Ben şu gencecik kızın kemiklerini istediğim için utanıyorum” diye feryat etti. Gözaltına alındılar. Abla üstü örtülü şekilde, “Basından ve halktan uzak durun, Tunceli’yi terk edin” diye tehdit edildi.

Bu neresinden bakılsa tuhaf ve düşündürücü “kayıp” olayının ayrıntılarını bilmeyen yoktur herhalde ama yine de kısaca özetleyeyim.

“Gülistan su altında değil”

Gülistan, en son Zaynal Abarakov isimli Rus uyruklu eski erkek arkadaşıyla görülmüş. Bu kişinin üvey babası polis memuru Engin Yücel; Yücel sonradan açığa alındı. En son Valilik binası yakınlarında Zaynal, Gülistan’ı zorla arabasına bindirmeye çalışırken görülmüş. Gülistan oradan ayrılıp bir minibüse binmiş. Son olarak bulunan görüntüsü Sarısaltuk Viyadüğü’nde minibüsten indiğini gösteriyor. Sonrası yok. Son görüntüleri Sarısaltuk Köprüsü üzerinde olunca, orada Munzur üzerine kurulan Uzunçayır baraj gölüne düşmüş ya da atlamış, intihar etmiş olabileceği ihtimali üzerinde durulmuş. Arama çalışmaları orada yoğunlaştırılmış. Ama Gülistan’dan herhangi bir ize rastlanmamış.

O zaman Dersim’de kurulan Munzur Arama Kurtarma Derneği (MUDAK) üyeleri de Munzur’da arama çalışmalarına katılmıştı. Arama çalışmalarına katılan arkadaşlarımdan öğrendiğim bilgi, su altında Gülistan’a ait hiçbir ize rastlamadıkları şeklindeydi; “Gülistan su altında değil, olsaydı mutlaka bir iz bulurduk. Hiçbir ize rastlamadık.”

Gülistan’ın ailesi İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Umutlandılar. Orada bulunan Uzunçayır Baraj Gölü’nün suyu azaltılarak arama çalışması yapıldı, hiçbir sonuç elde edilemedi.

Olayın birinci dereceden şüphelisi Zaynal Abarakov ifade verdikten sonra serbest bırakıldı; “zanlı” olarak gözaltına bile alınmadı. Kamuoyu önüne çıkıp herhangi bir açıklama yapmadı. “Olayla ilgim yok” bile demedi.

“Bir arpa boyu yol kat edilmedi”

Telefonla ulaşıp soruşturmanın son durumunu sorduğum Aygül Doku, “İlk günkü gibi. Bir arpa boyu yol kat edilmedi. Abarakov isimli kişi bizim emniyete ‘kayıp’ başvurusu yaptığımız gün gözaltına alınsa, etkin bir soruşturma yürütülseydi, kardeşime ne olduğu o zaman açığa çıkardı” diyor.

Yaşadıkları durumu, “Yaşayıp yaşamadığını, başına ne geldiğini, ne olduğunu bilmiyoruz. Bu sıkıntıyı anlatacak sözcük yok” şeklinde tarif ediyor.

Çocuklarını el bebek gül bebek büyüten, okusun diye kıt kanaat imkanlarıyla Munzur Üniversitesi’ne yollayan Doku ailesinin acısı, Türkiye’nin utancıdır.

Gülistan Doku nerede?

Avukat Ali Çimen: Etkili bir soruşturma istiyoruz

Soruşturmanın son durumunu sorduğumuz Doku ailesinin avukatı Ali Çimen, soruşturmanın halen sürdüğünü belirttikten sonra, “Soruşturmanın başında ‘intihar etti’ algısı vardı ve soruşturma buna yönelik yapıldı. Munzur suyunda arama çalışmaları yapıldı ve hiçbir sonuç elde edilemedi. Sonradan bilirkişi raporları sonucu ‘suya atladı, intihar etti’ algısı ve ihtimali ortadan kalktı” diyor.

Bilirkişi raporunda yer alan “Suya atlayan bir cisim yoktur” tespitini kamuoyuna duyurduğu için hakkında geçtiğimiz yıl “soruşturmanın gizliliğini ihmal ettiği” gerekçesiyle Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma açılan Çimen, “Dosyaya giren bilirkişi raporu sonrasında daha etkin bir soruşturma yürütülmesi beklenirdi ancak etkili bir soruşturma yürütülmüyor. Halen soruşturma dosyasında bulunan şüpheli materyalleri bile incelenmiş değil” diyor. Soruşturmada “baş şüphelinin” Z. A. Olduğunu hatırlatan Ali Çimen, etkin soruşturma için taleplerinin “değerlendirmeye” alındığını kaydederek, aile birlikte davanın takipçisi olmayı sürdürmekte kararlı olduklarını vurguluyor.

18 Aralık 2021 

Bir ailenin feryadı: Gülistan Doku nerede? | Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (mlsaturkey.com)



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Murat öldü Cafer"

“Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... Önce “Murat çok hasta, hastanede” haberini aldım. Nesi var ki? Kanser... “Ne kanseri?” bile diyemedim. Alacağım cevaptan korktum. En kötüsü olmasından.  En kötüsüymüş... Hangi hastanede? Geleyim, göreyim, moral olur, iyi gelir belki, ne bileyim. “Gelsen de göremezsin ki. Yoğun bakımda. Entübe edildi. Belki bir mucize olur diye bekliyoruz işte.” Bir mucize olur belki. Bir mucize olsa. Bir mucize olsun... Daha çok genç yahu! Ölecek değil ya!  Öldü... “Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... İnsan evladı tuhaf bir varlık. Telefon ekranındaki “Murat öldü Cafer” mesajına bir süre bakakaldım öylece. Nasıl olduysa, bir üzüntü emojisi ile yanıt vermeyi akıl edebildim. Bir şey...

Hâlâ yaşıyor ve katlanıyorsak...

Bazı yazılar zamana dayanıklı yazılardır. Aşağıda okuyacağınız yazı, onlardan biri. "Yeni yıl" yazısı niyetine... ------- Sağlık, huzur, mutluluk, barış tamam da şöyle bir yoklayın hafızanızı, yeni yıldan adalet dilemek çoğumuzun aklının ucundan dahi geçmezdi Her yeni yılda insanlar birbirlerine iyi dileklerde bulunurlar. Güzel bir gelenektir. Kötü bir yıl da geçirmiş olsanız, kişi olarak veya ülke olarak (mesela geçen yıl bir deprem felaketiyle gölgelenmişti yeni yıl umutları), neticede yeni bir yıldır ve umutlarınız, beklentileriniz, dilek ve temennileriniz vardır. Kuşkusuz; umutlu olmak, yeni bir yıla umutlarınızı canlandırarak başlamak, güzel, anlamlı bir gelenek olduğu kadar insanidir de. Ama işte yıl dediğimiz zamanı takvimlendirirken geliştirdiğimiz, kullandığımız bir zaman ölçüm birimi; gün, hafta, ay gibi… Zamanın kendi başına herhangi bir umut veya dileği, beklentiyi gerçekleştirme kudreti yok. Tabii ki biliriz bunu. O umut, dilek veya beklentileri gerçekleştirmenin...

Günlük. 10 Aralık

...Hiç değilse 10 Aralık etkinliklerine katılayım diyorum son yıllarda. Geçen yıl gitmiştim mesela. Bu sene Sultanahmet’teki basın açıklamasına yetişemedim. Akşam “resepsiyona” tam vaktinde yetiştim neyse ki... ------------- 10 Aralık, malum, Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, 2. Dünya Savaşının ardından, 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmesi üzerine o gün bugündür Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanıyor.  İlginizi çekebilir: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabul edildiği oturumda Güney Afrika ve Suudi Arabistan, çekimser oy kullanmışlar. Ama asıl “haber”, çekimser oy kullanan dönemin sosyalist ülkeleri: Sovyetler Birliği, Beyaz Rusya, Ukrayna, Polonya, Çekoslovakya ve Yugoslavya. Suudi Arabistan ile dönemin Güney Afrika'sının “çekimserliğinin” nedenini tahmin etmek güç olmasa gerek; muhtemelen, “İnsan hakları nedir? Bizi bozar öyle haklar filan” diye düşünmüşlerdir. Sovyetler Birliği ve diğerleri ne diye çekimse...