Ana içeriğe atla

Edep ya hu!

 Bir Alevinin MHP’li olmasını aklım havsalam almıyor ama yine de bu benim hassasiyetim diyerek meseleye bu açıdan değil, edep ve ahlak açısından bakmak gerektiğini düşündüm

Halimizi hal eyledik 

Yolumuzu yol eyledik 

Her çiçekten bal eyledik 

Arıya saydılar bizi

Alevi dergahlarında, cemevlerinde, cem tutulan, dar’a durulan mekanlarda “kapı” ve “eşik” çok önemlidir, manevi anlamı büyük duraklardır. Kapıdan ve eşikten geçmeden önce “edep ya hu!” düsturunu idrak etmiş olmanız gerekir. Eline, diline, beline hakim olmakla özdeşleştirilen “edep” düsturu, yol’a dair olmazsa olmaz bir değer taşır. Bu değerden yoksunsanız, her türlü kirliliğe, kötülüğe, düşkünlüğe açıksınız demektir ve önemi de bundan dolayıdır.

Alevi inanç ve öğretisinde dini veya etnik kimliği, inanç ve ibadeti ne olursa olsun herkes aynı ölçüde insandır, değerdir, candır ve herhangi bir şekilde ayrım yapmamak gerekir. Bu bilince sahip olmak, herkesin hakkına, hukukuna anlayış ve saygı göstermeyi gerekli kılar. 

Herkesin kendine göre kimliği, dili, inancı, değerleri vardır. Herkesin onuruyla yaşama, çalışma hakkı vardır. İnancını, ibadetini özgürce yaşama hakkı vardır. Evlenme, neslini sürdürme hakkı vardır. Eğitim öğretim görme hakkı vardır. Yaradan huzurunda herkes eşittir ve yasalar önünde de herkese eşit davranılması, kimsenin dini, inancı, ibadet biçimi veya etnik kimliği nedeniyle ayrımcılığa maruz kalmaması gerekir…

Bu haklardan yararlanmak “bizden” veya “bizden değil” gibi bir kritere bağlanamaz. Tanrı ile kul arasına girmek anlamına gelecek her türlü ayrımcılık, en büyük edepsizliktir. Çünkü hiç kimsenin herhangi bir sıfatla Tanrıyı temsil etmek, onun adına hareket etmek, hüküm vermek, insanlar arasında hak ve hukukları bakımından ayrım yapmak “yetkisi” yoktur. Bu tür edepsiz, arsız, utanmaz, sahtekar, düzenbaz kişiler vardır ve onlardan uzak durmak gerekir…

İnançlı bir Alevi için edep ve ahlak, inancının omurgasıdır. Olmazsa olmaz dememin sebebi budur. 

*** 

Bilen bilir; Dersimli bir Kürt Alevisiyim ve zaten kamuoyunda iyi kötü bir tanınmışlığım varsa, “Dersimli yazar”, “Kürt Alevi yazar” olarak biliniyorum.

Yeri gelmişken söylemiş olayım. Önceleri bu şekilde lanse edilmek son derece tuhafıma gidiyordu. Kimseye “Türk yazar” veya “Sünni gazeteci” filan denmez iken, Türk ve Sünni değilseniz etnik ve inançsal kimliğinize dair sıfatlar adınızın bir parçası olarak dillendiriliyor. Naçizane herhangi bir etnik, dini veya ideolojik bağlamda bağnazlık, fanatiklik, milliyetçilik (vb) olarak anlaşılması mümkün koyu angajmanlarım yok. (Tabii ki hayata ve dünyanın mevcut düzenine karşı bir duruşum var; kast ettiğim o değil.) 

Sonradan kendimi, “Kürt sorunu olduğu müddetçe Kürt, Alevi ayrımcılığı sürdürdüğü müddetçe Alevi olacağım” diyerek ikna ettim. Bu sıfatlarla birlikte anılmaktan rahatsız olmuyorum artık yani. Kürt olmayı, Alevi olmayı “sorun” haline getirenler utansın; ben ya da biz değil…

Geçenlerde bazı okur ve arkadaşlarımın uyarısı üzerine fark ettim. Sosyal medyada kimisi adıyla sanıyla MHP’li ve kendisini “Alevi, Bektaşi” olarak tanımlayan, kimisi ise isimsiz, kişiliksiz, karaktersiz, sahte trol hesaplar; yıllar önce bir röportajda Yusuf Hallaçoğlu’ndan alıntıyla sarf ettiğim “Kendini Kürt Alevisi olarak adlandıranlar aslında Ermenidir” cümlesinden ibaret 3-5 saniyelik bir görüntüyü geçen seneden beri dolaşıma sokmuşlar… O laf benim görüşüm imiş gibi. Bu rezilliklerini daha da etkili kılmak için olsa gerek, “Tuncelili Alevi yazar”, “78 kuşağının devrimci önderlerinden” gibi ifadeler kullanmaktan da geri durmamışlar. (Herhangi bir manada ve dönemde “önder”, “lider” filan olmadığım, asla böyle bir iddia dillendirmediğim gibi, bilen bilir o laflardan da pek hazzetmem; o da ayrı bir konu.)

Oysa o programda, bir soru üzerine Yusuf Hallaçoğlu’nun, “Şafii Kürtler öz be öz Türktür; kendini Kürt Alevisi zannedenler ise Ermenidir” (2007) şeklindeki ırkçı, ayrımcı görüşünü (!) eleştirmiştim. Adi montajcılar cımbızladıkları cümlenin öncesini ve sonrasını kesip attıkları için o laf bana ait imiş izlenimi vermişler. 

Bu pespaye rezilliğe cevap vermeye bile değmezdi aslında ama cürümün failleri kendilerini “Alevi, Bektaşi” diye lanse ettikleri için ve benim adım üzerinden Dersim, Sivas Koçgiri, Maraş Pazarcık, Elbistan, Erzincan ve Malatya, Yozgat’ın, Konya’nın kırsal kesimlerinde yaşayan Kürt Alevisi yurttaşlara saldırıldığı için, maksat kayda girsin kabilinden yazmak gerekir diye düşündüm.

Bir Alevinin MHP’li olmasını aklım havsalam almıyor ama yine de bu benim hassasiyetim diyerek meseleye bu açıdan değil, edep ve ahlak açısından bakmak gerektiğini düşündüm. 

“Kürt Alevisi yoktur onlar Ermenidir” diyerek hem Kürtlere, hem Ermenilere, hem Kürt Alevilerine kin ve nefret kusuyor, ırkçılık, ayrımcılık yapıyorlar…

Benim büyüklerimden aldığım ders ve terbiyeden öğrendiğim, bu yaptıklarına ahlaksızlık, edepsizlik, arsızlık ve alçaklık deniyor… Yalan, riya ve münafıklık deniyor… Alevilerde riya ve münafıklığın sembolü ise Muaviye ve Yezit’tir. Alevilerde Muaviye ve Yezit’e yakıştırdığımız yalan, riyakarlık gibi davranışlardan uzak durmak, yaşamak gayretimizin kıblesidir, ana düsturudur…

Sahi, Kültür Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adında bir “şey” kurulmuştu. Irkçı “Kürt Aleviler şudur budur” kampanyası yürütenlerle aynı kafadanlar mı acaba? Nedense (!) merak ettim…

21 Haziran 2024

https://platform24.org/edep-ya-hu/ 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Murat öldü Cafer"

“Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... Önce “Murat çok hasta, hastanede” haberini aldım. Nesi var ki? Kanser... “Ne kanseri?” bile diyemedim. Alacağım cevaptan korktum. En kötüsü olmasından.  En kötüsüymüş... Hangi hastanede? Geleyim, göreyim, moral olur, iyi gelir belki, ne bileyim. “Gelsen de göremezsin ki. Yoğun bakımda. Entübe edildi. Belki bir mucize olur diye bekliyoruz işte.” Bir mucize olur belki. Bir mucize olsa. Bir mucize olsun... Daha çok genç yahu! Ölecek değil ya!  Öldü... “Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... İnsan evladı tuhaf bir varlık. Telefon ekranındaki “Murat öldü Cafer” mesajına bir süre bakakaldım öylece. Nasıl olduysa, bir üzüntü emojisi ile yanıt vermeyi akıl edebildim. Bir şey...

Hâlâ yaşıyor ve katlanıyorsak...

Bazı yazılar zamana dayanıklı yazılardır. Aşağıda okuyacağınız yazı, onlardan biri. "Yeni yıl" yazısı niyetine... ------- Sağlık, huzur, mutluluk, barış tamam da şöyle bir yoklayın hafızanızı, yeni yıldan adalet dilemek çoğumuzun aklının ucundan dahi geçmezdi Her yeni yılda insanlar birbirlerine iyi dileklerde bulunurlar. Güzel bir gelenektir. Kötü bir yıl da geçirmiş olsanız, kişi olarak veya ülke olarak (mesela geçen yıl bir deprem felaketiyle gölgelenmişti yeni yıl umutları), neticede yeni bir yıldır ve umutlarınız, beklentileriniz, dilek ve temennileriniz vardır. Kuşkusuz; umutlu olmak, yeni bir yıla umutlarınızı canlandırarak başlamak, güzel, anlamlı bir gelenek olduğu kadar insanidir de. Ama işte yıl dediğimiz zamanı takvimlendirirken geliştirdiğimiz, kullandığımız bir zaman ölçüm birimi; gün, hafta, ay gibi… Zamanın kendi başına herhangi bir umut veya dileği, beklentiyi gerçekleştirme kudreti yok. Tabii ki biliriz bunu. O umut, dilek veya beklentileri gerçekleştirmenin...

Günlük. 10 Aralık

...Hiç değilse 10 Aralık etkinliklerine katılayım diyorum son yıllarda. Geçen yıl gitmiştim mesela. Bu sene Sultanahmet’teki basın açıklamasına yetişemedim. Akşam “resepsiyona” tam vaktinde yetiştim neyse ki... ------------- 10 Aralık, malum, Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, 2. Dünya Savaşının ardından, 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmesi üzerine o gün bugündür Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanıyor.  İlginizi çekebilir: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabul edildiği oturumda Güney Afrika ve Suudi Arabistan, çekimser oy kullanmışlar. Ama asıl “haber”, çekimser oy kullanan dönemin sosyalist ülkeleri: Sovyetler Birliği, Beyaz Rusya, Ukrayna, Polonya, Çekoslovakya ve Yugoslavya. Suudi Arabistan ile dönemin Güney Afrika'sının “çekimserliğinin” nedenini tahmin etmek güç olmasa gerek; muhtemelen, “İnsan hakları nedir? Bizi bozar öyle haklar filan” diye düşünmüşlerdir. Sovyetler Birliği ve diğerleri ne diye çekimse...