Ana içeriğe atla

Tahir Elçi davasında ‘örtbas’ kararı

 Mahkemenin “beraat” kararı vermesiyle sonuçlanan yargı süreci boyunca sergilenen anlayış ve pratik, kameralar önünde adeta canlı yayın yapılarak işlenen cinayetin “faili meçhul” karanlığına sürüklenmek istenmesinden başka bir anlam ifade etmiyor.

Tahir Elçi… 28 Kasım 2015 günü mermi izleriyle delik deşik edilmiş Dört Ayaklı Minarenin önünde savaşa, çatışmalara, operasyonlara karşı “barış” istemek olmuştu son sözleri:

“…Buradan bir çağrı yapmak istiyoruz. Biz bu tarihi bölgede, birçok medeniyete beşiklik etmiş ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede insanlığın bu ortak mekanında çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar çatışmalar silahlar operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz. Bu amaçla bugün arkadaşlarımla Diyarbakır Barosu arkadaşlarla Diyarbakırlılarla birlikte buradayız. Bu davranışa tarihe yönelik şiddet eylemini, suikastı saygısızlığı kınıyoruz. Tarihsel mirasına sahip çıkmayanlar güvenli bir gelecek kuramazlar. Bu nedenle tarihimize değerlerimize tarihi ve kültürel mirasımıza sahip çıkalım diyoruz.”

Türkan Elçi’nin cenaze törenindeki sözleri, olayın göz göre göre bir “faili meçhul” vakası durumuna getirileceğini, düşündürücü biçimde daha o günden ortaya koymuştu:

“…Onu faili meçhuller ordusu karşılayacak. Kendini her zamanki gibi nezaketle tanıtmaya çalışırken onlar da ‘seni bütün faili meçhuller, bütün âlem tanır. Senin bize bir ömür hakkın geçti. Biz seni buradan izledik, bizim gibi faili meçhullere bir ömür adadın’ diyecekler. Ona soracaklar ‘sen geldin kaldı mı senin gibi kınalı güvercinler.’ Tahir Elçi’nin o zaman gülümseyen yüzüne bir akşam inecek, ‘valla ne diyeyim geldiğim yerde epi topu bir avuç güvercin vardı. Kartallar, şahinler leş kargalara kol geziyordu’ diyecek…”

Yürekli bir barış adamını adeta kameralar önünde canlı yayın yaparcasına öldürdüler o gün. Gördük. Tanık olduk. O gün orada yüreği barış ve adalet için çarpan herkes vuruldu…

***

Tahir Elçi’nin ölümünden sorumlu tutulan tutuksuz sanık polisler,  Mesut Sevgi, Fuat Tan ve Sinan Tabur için “Taksirle adam öldürme” suçundan 3 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı. 12 Haziran 2024 günü dava savcısı mahkemeye mütaalasını sundu ve işlenen suçun “sabit” olmadığı gerekçesiyle beraat isteminde bulundu. Mahkeme de bu isteme uygun bir karar verdi, sanıklar beraat etti…

Elçi’nin kardeşi Mehmet Elçi ve avukatlar, savcı ve mahkemenin olayı çözmek, aydınlığa kavuşturmak ve adaleti sağlamak değil “çözmemek” için gayret ettiğini söylediler.

Gerçek, tastamam buydu gerçekten de. Örneğin, Tahir Elçi öldürüldü ve olay yeri incelemesi 5 ay sonra yapıldı… Elçi’nin hayatına kasteden mermi çekirdeği bulunamadı… Bu mermi çekirdeği “kayıp” olduğu için de Tahir Elçi’nin hangi silahtan çıkan kurşunla hayatını kaybettiği tespit edilemedi… Olay mahallindeki bir dükkanın kamera kayıtları boş çıktı…

Diyarbakır Barosu olay yerinde elde edilen bütün görüntüleri incelenmesi için Londra’daki Forensic Architecture (Adli Mimarlık) adlı kuruluşa gönderdi. İnceleme sonucunda hazırlanan raporda, polis memurlarından üçünün kuvvetli suç şüphesi altında olduğu değerlendirildi. Olayın üzerinden 5 yıl geçtikten sonra hazırlanan iddianamede bu değerlendirme dikkate alınmadı…

Yargılama boyunca avukatların soruşturmanın derinleştirilmesine, delil durumunun araştırılmasına yönelik hiçbir talebi dikkate alınmadı. Mahkemenin reddettiği bu taleplerden biri, “Tahir Elçi cinayeti siyasi bir cinayettir ve mahkeme heyeti çağırırsa ifade veririm” diyen dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun dinlenmesi idi… (Tahir Elçi dosyasındaki “rezaletler” için Gökçer Tahincioğlu’nun yazısında ilginç ve düşündürücü detaylar var) 

Mahkemenin “beraat” kararı vermesiyle sonuçlanan yargı süreci boyunca sergilenen anlayış ve pratik, kameralar önünde adeta canlı yayın yapılarak işlenen cinayetin “faili meçhul” karanlığına sürüklenmek istenmesinden başka bir anlam ifade etmiyor.

Bu nafile “örtbas” çabası, devletin sorumluluğunu daha da artırıyor.

“Nafile” diyorum, çünkü bu ülkede Tahir Elçi’nin temsil ettiği barış, demokrasi, hukuk ve adalet değerlerine inanan insanlar var hala.

Cinayeti aydınlatmak ve sorumluların hesap vermesi, sadece Tahir Elçi’nin anısına saygı ve bağlılığın gereği değil, aynı zamanda o değerler için mücadelenin de devredilemez, ötelenemez sorumluluğudur; boynumuzun borcudur…

13 Haziran 2024

https://platform24.org/tahir-elci-davasinda-ortbas-karari/ 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahhh... Melik

Tam adı,  (Şeyh) Melik Mansur Arsakay idi. Meksikalı isimleri böyle uzun olur galiba. Adıyla ilgili esprilerimize katlanırdı. Amedliydi. Zaza idi. Yaşam dolu idi. En zor zamanlarda dahi, neşesini korur, “Ma deza, gülmeyince geçiyor mu yani, hiç değilse gülelim” derdi... _______________________________________________ Kürtler, dünyanın neresinde olursa olsun, Newroz günlerinde, ölüm kalım ciddiyetinde bir müşkülatları yoksa, kolayca tarif edilemeyecek bir coşkuyla Newrozu kutlarlar. Dünyanın neresinde olursa olsun, evet, birkaç kişi de olsalar, bir araya gelir, mümkünse ateş yakar, üstünden atlar, Newroz coşkusunu yansıtan klamlar, stranlar eşliğinde gowende dururlar. Dünyanın herhangi bir köşesinde veya dağda ya da “içeride.” Ama ben 2026 Newrozunda herhangi bir mitinge, Newroz etkinliğine katılmadım. Newroz coşkusundan eser yoktu bende... Çünkü “mazeretim” vardı. Melik hastaydı. Yoğun bakımdaydı. Diyarbakır’dan arayıp kötü haberi veren arkadaşım, “Biliyorum çok severdin Melik’i, o...

"Murat öldü Cafer"

“Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... Önce “Murat çok hasta, hastanede” haberini aldım. Nesi var ki? Kanser... “Ne kanseri?” bile diyemedim. Alacağım cevaptan korktum. En kötüsü olmasından.  En kötüsüymüş... Hangi hastanede? Geleyim, göreyim, moral olur, iyi gelir belki, ne bileyim. “Gelsen de göremezsin ki. Yoğun bakımda. Entübe edildi. Belki bir mucize olur diye bekliyoruz işte.” Bir mucize olur belki. Bir mucize olsa. Bir mucize olsun... Daha çok genç yahu! Ölecek değil ya!  Öldü... “Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... İnsan evladı tuhaf bir varlık. Telefon ekranındaki “Murat öldü Cafer” mesajına bir süre bakakaldım öylece. Nasıl olduysa, bir üzüntü emojisi ile yanıt vermeyi akıl edebildim. Bir şey...

Hâlâ yaşıyor ve katlanıyorsak...

Bazı yazılar zamana dayanıklı yazılardır. Aşağıda okuyacağınız yazı, onlardan biri. "Yeni yıl" yazısı niyetine... ------- Sağlık, huzur, mutluluk, barış tamam da şöyle bir yoklayın hafızanızı, yeni yıldan adalet dilemek çoğumuzun aklının ucundan dahi geçmezdi Her yeni yılda insanlar birbirlerine iyi dileklerde bulunurlar. Güzel bir gelenektir. Kötü bir yıl da geçirmiş olsanız, kişi olarak veya ülke olarak (mesela geçen yıl bir deprem felaketiyle gölgelenmişti yeni yıl umutları), neticede yeni bir yıldır ve umutlarınız, beklentileriniz, dilek ve temennileriniz vardır. Kuşkusuz; umutlu olmak, yeni bir yıla umutlarınızı canlandırarak başlamak, güzel, anlamlı bir gelenek olduğu kadar insanidir de. Ama işte yıl dediğimiz zamanı takvimlendirirken geliştirdiğimiz, kullandığımız bir zaman ölçüm birimi; gün, hafta, ay gibi… Zamanın kendi başına herhangi bir umut veya dileği, beklentiyi gerçekleştirme kudreti yok. Tabii ki biliriz bunu. O umut, dilek veya beklentileri gerçekleştirmenin...