Ana içeriğe atla

Trol, fesat, qeşmer veya beko avan

 Trol olunca, yani kişiliksiz, karaktersiz, “qaşmer” ya da “beko avan” olunca, sağcı, solcu, Türk, Kürt, Alevi, Sünni olmak gerçekte bir anlam ifade etmiyor; sadece bir “paravan” görevi görüyor bunlar. Oysa o paravanların arkasında olanca çirkinlikleriyle görünüyorlar; deve kuşu misali

Sözlüklere baktım bu yazıyı kaleme alırken. Özellikle sosyal medyada kavramlaşan anlamı açısından “trol” için, insanların keyfini kaçıran, tartışma çıkarmaya çalışan, hakaret eden, insanları rahatsız eden deniyor. AA’nın “teyithattı”nda ek olarak, insanları kasıtlı olarak manipüle edem, tartışma, çatışma, düşmanlık çıkartan kişilere “trol” denildiği belirtiliyor.

“Trol” dilimize sonradan girmiş, İngilizce kökenli bir sözcük. “Trol”ün ifade ettiği durumları Türkçede tek kelimeyle karşılayan bir sözcük yok bildiğim kadarıyla. “Trol”ün ifade ettiği özetlediğim durumlara en yakın sözcük, “fesat” olabilir. Ama o da “trol”ü tam anlamıyla karşılamıyor. 

Çok da önemsememek lazım sanırım; yaşayan dillerin ihtiyaçlar dahilinde birbirinden etkileşmesi son derece doğal ve normal. O nedenle yabancı kökenli olması “tuhaf” değil.

Kürtçede, en yaygın konuşulan Kürtçe olan Kurmancide “trol”ün bir karşılığı var mıdır, merak ettim. Türkçede olduğu gibi Kürtçede de “trol”ü tek kelimeyle karşılayan bir sözcük yok. Kürtçeyi iyi bilen arkadaşlarıma danıştım; onlar da aynı düşüncedeler. 

“Qaşmer”, biraz yakın bir anlama sahip; ciddiyetsiz, soytarı, ilkesiz, değersiz, yalama ve yalaka tiplere deniyor Kürtçede. Duruma göre ifade ettiği anlamlar çeşitlenmeye gayet müsait: Çapsız, okumayan, yazmayan, araştırmayan, yüzeysel, cehaletini perdelemek için bağırıp çağırarak konuşmayı yeğleyen, her daim güçlüden yana, slogancı, terbiyesiz ve küfürbaz…

Bir de, arkadaşım Rumet hatırlattı, “Beko Avan” var. Beko Avan, Ehmed ê Xanî’nin 17. Yüzyılda kaleme aldığı ünlü aşk destanı Mem û Zin’deki başat kötü karakterlerden birinin adı. Ağanın dalkavuğu, yalancı, ikiyüzlü, fitneci, fesat, kötü… Fakat destanda adı geçen bir karakter değil sadece. Kürtçede fitneyi, fesadı, yalan dolanı anlatan bir kavram haline gelmiş zamanla. 

Trol çeşitleri

Kuşkusuz “farklı” örnekler var tabii ki, ama insanlar uzun süredir genellikle kendi “mahallelerine” kapanmış olarak yaşıyorlar. Bu, bir yere kadar anlaşılabilir bir şey. Fakat bu durumun beraberinde adeta aklını, vicdanını, en temel değer ve duyarlılıklarını muğlaklaştıran bir şekillenmeye yol açması, normal de anlaşılır da değil. 

Farklı görüşleri olmak değil mesele; düpedüz çeşit çeşit trolleşme durumu yaşanıyor…

Bakıyorsunuz koca koca profesör, tarihçi, akademisyen titrleri taşıyan insanlar, sosyal medya trolleri ile aynı veya benzer bir üslup ve zeka düzeyiyle memleket meselelerine dair “görüş” beyan ediyorlar. Birisi Türkiye Milli Futbol Takımı Avusturya’yı yendi diye 341 yıl sonra Viyana’yı fethettiğimizi düşünüyor… Bir diğeri “Kendi memleketini savunmayanı biz niye alalım? Bir şekilde gönderelim” diyor… Alanı jeoloji olmasına karşın deprem dışında hemen her konuda keskin ve kestirmeci görüşleri olan biri, Osmanlı öyle miydi böyle miydi tartışması çıkarıyor, insanların inançlarına adeta savaş açıyor, vb. 

“Yandaş” veya “karşıt” her iki “mahallenin” okumuş yazmışları gerçeklik ve hakkaniyetten, bilimsellikten, ülke gündeminden bu denli kopmuş gitmişken daha geniş bir yelpazeyi oluşturan çeşitli “trollerin” durumu daha da vahim ve düşündürücü…

Devlet veya iktidarın “trolleri” var mesela. Bunlar maaşlı elemanlar. Özellikle sosyal medyada kendilerine sipariş edilen konularda gündem oluşturmak, hedef gösterilen kişi, kurum veya konulara ilişkin ortalığı karıştırmak gibi görevleri olduğu anlaşılıyor. 

“Maaşlı eleman” değil ama “varlığım devlete armağan olsun” dercesine bir ruh haliyle sürekli “muhalif”, dahası “düşman”, “törörö” bellediği kişilere hücum halinde olan ve bunu bir vatan-millet-sakarya vazifesi addeden tipler var. Bu çeşitlerin içinde devleti AKP, hatta “reis” ile eş anlamlı görenler de var. Uzun süredir “Kızılelma”, “Turan”, “Önce Türklük” hassasiyeti taşıyanlarla aynı kalabalığın içerisinde bulunuyorlar…

“Dünya bir yana devlet, reis bir yana” kafasında olanların cepheden karşısında olan geniş ve çeşitli bir troller topluluğu da var. Ortak paydaları “Tayyip gitsin de…” Biraz yakından bakıldığında çeşitli tonlarıyla (bağnaz, daha az bağnaz, ılımlı vb) Kemalistler, darbe yolu gözleyenler, mevcut muhalif partilerin taraftarları ve bu partilerin memnuniyetsizleri, arayış içinde olanları…

Adı üzerinde, “trol”; yani varlık nedeni insanlara rahatsızlık vermek olan akılları fikirleri ve vicdanları satılık, qaşmer, beko avan veya fesat tipler… 

Bunların hiçbir türüne dert anlatamazsınız. Tartışmaya girdiğinizde, sadece asabınızın bozulduğuyla kalır, boşa zaman harcamış olursunuz.

Tabii ki burada mesele farklı görüşler, farklı siyasi, ideolojik tercihler, düşünceler filan değil. Demokratik saygı ölçüleri içerisinde bir görüşü, bir düşüncesi olan her insanla tartışabilirsiniz. Kimsenin kimseyi ikna etmesi de şart değildir; bir bağnazlık söz konusu olmadığı müddetçe seviyeli bir tartışma, herkes için yararlıdır, öğreticidir, iyidir… 

Ama trollerle tartışamazsınız işte. Kazara birinin yersiz, anlamsız bir tepkisine, “öyle değil” diyecek oluyorsunuz ve karşınızda sizi her halükarda “gömmüş” veya “gömmeye” hazır bir zavallı, sefil, zorbalık güruhu beliriyor…

Bu trol taifesinin en aşağı ve aşağılık tabakası, anladığım kadarıyla, kendisini sözüm ona şucu bucu olarak tanımlayan ama kendi tanım ve tercihlerine bile tezat tavırlar sergileyenler. Süzme salaklık durumu. Şöyle ki: Bakıyorsunuz adam “Kürtçü” geçiniyor ama işi gücü Kürtlerle kavga etmek, bilmeden anlamadan ve bilmeye anlamaya da çalışmadan Kurdî duyarlılığıyla tanınan insanlara hakaretler yağdırıyor… 

(Bana “bölücü, yıkıcı” filan demeyi adet edinmiş troller çok gördüm ama inanın, 5 sene kadar önce birisi benim “Kemalist” olduğumu, Kürt olmayı hak etmediğimi –ne demekse?- söylemişti. Mesajı duruyor.) 

Bakıyorsunuz Alevi ya da Alevici görünüyor… Ama önüne sonuna bakmadan, birkaç dakikasını ayırıp Google’a bile bakmadan, yıllardır genel olarak Alevilerin ve özellikle de Kürt Alevilerin, Dersim ve Dersimle ilgili sorunların gündemleşmesine yönelik çaba içinde olan birini, büyük bir rahatlıkla, pervasızlıkla, cahillikle karalamaya dönük paylaşımların yaygınlaşmasına, “Hele bakın ne demiş bu adam” dercesine karalanmasına alet oluyor. Meselenin ne olup olmadığını söylüyorsun, eğer kötü niyetli değilse salak olduğu için anlamazlıktan geliyor, özür de dilemiyor…

Trol olunca, yani kişiliksiz, karaktersiz, “qaşmer” ya da “beko avan” olunca, sağcı, solcu, Türk, Kürt, Alevi, Sünni olmak gerçekte bir anlam ifade etmiyor; sadece bir “paravan” görevi görüyor bunlar. Oysa o paravanların arkasında olanca çirkinlikleriyle görünüyorlar; deve kuşu misali. 

Düşündürücü gerçeğimiz şu: Düşünsel dünyamızın, fikir ve düşünce düzeyimizin, tartışma edep ve kültürümüzün, farklılıklara saygı ve empati yeteneğimizin, demokratlık ve hoşgörü iddiamızın, daha genel bir ifadeyle eğitim ve “uygarlaşma” bağlamında gidişatımızın en doğrudan göstergesi, kanımca, herkesin kendi mahallesine kapanmış olarak giderek “trolleşen” sefilliğidir. 

9 Ağustos 2024

https://platform24.org/trol-fesat-qesmer-veya-beko-avan/




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Murat öldü Cafer"

“Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... Önce “Murat çok hasta, hastanede” haberini aldım. Nesi var ki? Kanser... “Ne kanseri?” bile diyemedim. Alacağım cevaptan korktum. En kötüsü olmasından.  En kötüsüymüş... Hangi hastanede? Geleyim, göreyim, moral olur, iyi gelir belki, ne bileyim. “Gelsen de göremezsin ki. Yoğun bakımda. Entübe edildi. Belki bir mucize olur diye bekliyoruz işte.” Bir mucize olur belki. Bir mucize olsa. Bir mucize olsun... Daha çok genç yahu! Ölecek değil ya!  Öldü... “Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... İnsan evladı tuhaf bir varlık. Telefon ekranındaki “Murat öldü Cafer” mesajına bir süre bakakaldım öylece. Nasıl olduysa, bir üzüntü emojisi ile yanıt vermeyi akıl edebildim. Bir şey...

Hâlâ yaşıyor ve katlanıyorsak...

Bazı yazılar zamana dayanıklı yazılardır. Aşağıda okuyacağınız yazı, onlardan biri. "Yeni yıl" yazısı niyetine... ------- Sağlık, huzur, mutluluk, barış tamam da şöyle bir yoklayın hafızanızı, yeni yıldan adalet dilemek çoğumuzun aklının ucundan dahi geçmezdi Her yeni yılda insanlar birbirlerine iyi dileklerde bulunurlar. Güzel bir gelenektir. Kötü bir yıl da geçirmiş olsanız, kişi olarak veya ülke olarak (mesela geçen yıl bir deprem felaketiyle gölgelenmişti yeni yıl umutları), neticede yeni bir yıldır ve umutlarınız, beklentileriniz, dilek ve temennileriniz vardır. Kuşkusuz; umutlu olmak, yeni bir yıla umutlarınızı canlandırarak başlamak, güzel, anlamlı bir gelenek olduğu kadar insanidir de. Ama işte yıl dediğimiz zamanı takvimlendirirken geliştirdiğimiz, kullandığımız bir zaman ölçüm birimi; gün, hafta, ay gibi… Zamanın kendi başına herhangi bir umut veya dileği, beklentiyi gerçekleştirme kudreti yok. Tabii ki biliriz bunu. O umut, dilek veya beklentileri gerçekleştirmenin...

Günlük. 10 Aralık

...Hiç değilse 10 Aralık etkinliklerine katılayım diyorum son yıllarda. Geçen yıl gitmiştim mesela. Bu sene Sultanahmet’teki basın açıklamasına yetişemedim. Akşam “resepsiyona” tam vaktinde yetiştim neyse ki... ------------- 10 Aralık, malum, Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, 2. Dünya Savaşının ardından, 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmesi üzerine o gün bugündür Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanıyor.  İlginizi çekebilir: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabul edildiği oturumda Güney Afrika ve Suudi Arabistan, çekimser oy kullanmışlar. Ama asıl “haber”, çekimser oy kullanan dönemin sosyalist ülkeleri: Sovyetler Birliği, Beyaz Rusya, Ukrayna, Polonya, Çekoslovakya ve Yugoslavya. Suudi Arabistan ile dönemin Güney Afrika'sının “çekimserliğinin” nedenini tahmin etmek güç olmasa gerek; muhtemelen, “İnsan hakları nedir? Bizi bozar öyle haklar filan” diye düşünmüşlerdir. Sovyetler Birliği ve diğerleri ne diye çekimse...