Ana içeriğe atla

9 Aralık. Günlük. "Unufak" imzası

Söyleşinin başında Rober ile moderatör Sevengül Hanım da aynı şeyi söylediler: Kendi halinde, sessiz ve soğuk sokağın ortasında, kapısından içeri adım atınca başka bir dünyaya girmiş hissediyorsun kendini... Büyük kitapçılara rağmen mahalle kitapçıları yaşasın... Yolunuz düşerse, kitapçının adı, “Kendisi Bir Mekan”. Değişik bir ismi var, evet...

-------- 

Epeydir görmemiştim Rober’i, en son, kaç  sene geçtiyse aradan, Kadıköy’de Akdeniz’de karşılaşmıştık, yanlış hatırlamıyorsam. Görüşmeyeli, Unufak adında bir romanı yayınlandı. Hakkında çok olumlu yazılar da çıktı. Yıllardır öyle ya da böyle yayıncılık alanında mesai harcıyor ama bu ilk kitabı. İmza ve söyleşi etkinlikleri oldu ama gidemedim daha önce. Bu kez Anadolu Yakasında olunca, unutmamak için not da aldım, gitmemek olmazdı elbette.

İkindi vaktine değin evde günlük olağan işlerimi yaptım. Evde çalışmak iyi de bazen insan içine çıkmak da lazım; insan sosyal bir varlık ya hani... Ama hava kötü. Yağıyor da ara sıra. Daha da yağsın, İstanbul’un barajlarında su seviyesi çok düşmüş. Kış vakti susuzluk çekilmez. Yaz vakti de çekilmez tabii. Hava kapalı, kötü, bunalım havası... Az daha vazgeçecektim çıkmaktan, yalan yok. Ama kendime vermiş de olsam, söz sözdür neticede, yerine getirmek lazım. Yerine getirmezsen ne olur? Kendini iyi hissetmezsin bir kere. Dahası da, aman neyse, çıkacağım işte...

Sağlam giyindim. Hasta olmanın alemi yok. Montum da yağmurluk gibi. Otobüs her zamankinden geç geldi. Sorun değil. Erken çıktım. Vaktinde varırım, hatta daha erken. Otobüs geldi. Oturacak yer de buldum. Çantamdan kitabımı çıkardım, ne kadar okusam kar...

Kadıköy’den tekrar otobüse bindim. Üsküdar otobüsü. Durakları anons eden cihaz açık değildi. Uygulamadan kaçıncı durakta ineceğime baktım. Karacaahmet Cemevi durağında ineceğim, sonrasında 4 dakikalık yürüyüşle kitapçıya varmış olacağım, Google navigasyonuna göre. Neyse, kaçırmadım durağı. Ama navigasyonun “kuzeydoğu yönünde ilerleyin” türü uyarıları kafamı karıştırdı ve 4 dakikalık mesafe 15-20 dakika oldu. Buldum neticede. İlan edilen saatten biraz da erken kitapçının kapısından içeri girdim.

Söyleşinin başında Rober ile moderatör Sevengül Hanım da aynı şeyi söylediler: Kendi halinde, sessiz ve soğuk sokağın ortasında, kapısından içeri adım atınca başka bir dünyaya girmiş hissediyorsun kendini... Büyük kitapçılara rağmen mahalle kitapçıları yaşasın... Yolunuz düşerse, kitapçının adı, “Kendisi Bir Mekan”. Değişik bir ismi var, evet...

Söyleşi başlamadan kısaca da olsa bir hal hatır sohbeti yapma imkanımız oldu. Fakat, şansa bak, kitap yoktu? Son kitap da benden az önce satılmış. Neden daha çok kitap getirmediniz ki? Hayallah... “Ben ulaştırırım sana” dedi Rober. Gerek yok, ben edinirim bir şekilde elbet dedim. Mesele imzalatmaktı. Bu ara hayli hareketli, yurt içi ve dışında imza ve söyleşilere katılıyor. Bir daha ne zaman karşılaşırız, görüşürüz, kim bilir... Ama işte ne yaptı ne ettiyse, bir arkadaşından almış ve imzalayıp verdi bana, sağolsun...

İyiydi söyleşi. Notlar da aldım. Okuduktan sonra kitapla ilgili yazdığımda yararı olacak tabii ki. 

Soru cevap kısmında, henüz kitabı okumamış olduğum için, bir şey sormayı veya tebrik etmenin ötesinde bir görüş belirtmeyi düşünmüyordum. Gayet güzel, yerinde sorular geldi. Sonlara doğru bir hanımefendinin yersiz çıkışını saymazsak; konu, tahmin edeceğiniz konu tabii, soykırım. Neyse... Her yerde olabiliyor bu türler...

Kitabımı imzalarken fotoğraf çektirmemek olmazdı elbette. Yakınımızdaki bir genç kızdan rica ettim. Birkaç açıdan fotoğraflarımızı çekerken, Rober, “Z kuşağı bilir bu işleri” dedi. Genç kız demesin mi, “48 yaşındayım.” Anlamadım ilkin, 48 yaşındaymış evet. Yaşından çok genç gösteriyordu. Teşekkür etti iltifat ettiğimizi düşünerek. Değildi oysa. Yaşından çok genç gösteriyordu. 

Dönüşte yürümeye niyetlendim. Ama gelen bir otobüsü görünce, vazgeçtim. 

Eve varınca uyumadım hemen. Alışkanlık. Haberler, ne var ne yok... 

Yarın da İHD’nin İnsan Hakları Günü vesilesiyle öğlen Sultanahmet’te basın açıklaması, akşam da dernekte resepsiyonu var. Gitsem iyi olur. Toplantı ve etkinliklerinin çoğuna katılamıyorum, hiç değilse senede bir bu önemli, anlamlı günde... Bakalım.Yarın olsun da.

“Unufak” için çok yazılmış. Yazmadan önce onları da okumak da fayda var. Bakalım...

9 Aralık 2025



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Murat öldü Cafer"

“Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... Önce “Murat çok hasta, hastanede” haberini aldım. Nesi var ki? Kanser... “Ne kanseri?” bile diyemedim. Alacağım cevaptan korktum. En kötüsü olmasından.  En kötüsüymüş... Hangi hastanede? Geleyim, göreyim, moral olur, iyi gelir belki, ne bileyim. “Gelsen de göremezsin ki. Yoğun bakımda. Entübe edildi. Belki bir mucize olur diye bekliyoruz işte.” Bir mucize olur belki. Bir mucize olsa. Bir mucize olsun... Daha çok genç yahu! Ölecek değil ya!  Öldü... “Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... İnsan evladı tuhaf bir varlık. Telefon ekranındaki “Murat öldü Cafer” mesajına bir süre bakakaldım öylece. Nasıl olduysa, bir üzüntü emojisi ile yanıt vermeyi akıl edebildim. Bir şey...

Hâlâ yaşıyor ve katlanıyorsak...

Bazı yazılar zamana dayanıklı yazılardır. Aşağıda okuyacağınız yazı, onlardan biri. "Yeni yıl" yazısı niyetine... ------- Sağlık, huzur, mutluluk, barış tamam da şöyle bir yoklayın hafızanızı, yeni yıldan adalet dilemek çoğumuzun aklının ucundan dahi geçmezdi Her yeni yılda insanlar birbirlerine iyi dileklerde bulunurlar. Güzel bir gelenektir. Kötü bir yıl da geçirmiş olsanız, kişi olarak veya ülke olarak (mesela geçen yıl bir deprem felaketiyle gölgelenmişti yeni yıl umutları), neticede yeni bir yıldır ve umutlarınız, beklentileriniz, dilek ve temennileriniz vardır. Kuşkusuz; umutlu olmak, yeni bir yıla umutlarınızı canlandırarak başlamak, güzel, anlamlı bir gelenek olduğu kadar insanidir de. Ama işte yıl dediğimiz zamanı takvimlendirirken geliştirdiğimiz, kullandığımız bir zaman ölçüm birimi; gün, hafta, ay gibi… Zamanın kendi başına herhangi bir umut veya dileği, beklentiyi gerçekleştirme kudreti yok. Tabii ki biliriz bunu. O umut, dilek veya beklentileri gerçekleştirmenin...

Günlük. 10 Aralık

...Hiç değilse 10 Aralık etkinliklerine katılayım diyorum son yıllarda. Geçen yıl gitmiştim mesela. Bu sene Sultanahmet’teki basın açıklamasına yetişemedim. Akşam “resepsiyona” tam vaktinde yetiştim neyse ki... ------------- 10 Aralık, malum, Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, 2. Dünya Savaşının ardından, 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmesi üzerine o gün bugündür Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanıyor.  İlginizi çekebilir: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabul edildiği oturumda Güney Afrika ve Suudi Arabistan, çekimser oy kullanmışlar. Ama asıl “haber”, çekimser oy kullanan dönemin sosyalist ülkeleri: Sovyetler Birliği, Beyaz Rusya, Ukrayna, Polonya, Çekoslovakya ve Yugoslavya. Suudi Arabistan ile dönemin Güney Afrika'sının “çekimserliğinin” nedenini tahmin etmek güç olmasa gerek; muhtemelen, “İnsan hakları nedir? Bizi bozar öyle haklar filan” diye düşünmüşlerdir. Sovyetler Birliği ve diğerleri ne diye çekimse...