Ana içeriğe atla

İncirlik Yazı'nın düşündürdükleri

İncirlik deyince Adanalı olmayan kaç kişinin aklına “Adana’nın Yüreğir ilçesine bağlı bir semt” gelir acaba, bilemiyorum. Bildiğim, İncirlik deyince, bir parça memleket meselelerine aşina biriyseniz, aklınıza ABD’nin İncirlik Üssü gelecektir hemen. Bu yüzden olmalı, İncirlik Yazı ismi, aklıma dolaylı da değil, direkt İncirlik Üssü’nü getirdi. “Olayların” mekân olarak İncirlik’te cereyan ettiği bir roman... Nasıl ilginizi çekmesin?

-------------------------------

Bu, yazıya konu olarak ele alınan eserin kurgusu, karakterleri, üslubu ve anlatımı itibariyle didik didik edildiği türden klasik bir “kitap kritik” yazısı değil. Daha çok bir kitabın düşündürdükleri denebilir ve zaten başlığından da anlaşılmaktadır sanırım. Kitap kritiği başlı başına bir meziyet ve yoğunlaşma alanı. İşin o kısmını “erbabına” bırakıp okur sıfatıyla düşüncelerimi paylaşacağım kitap, bir roman: Taçlı Yazıcıoğlu’nun ikinci romanı, İncirlik Yazı.

İncirlik deyince Adanalı olmayan kaç kişinin aklına “Adana’nın Yüreğir ilçesine bağlı bir semt” gelir acaba, bilemiyorum. Bildiğim, İncirlik deyince, bir parça memleket meselelerine aşina biriyseniz, aklınıza ABD’nin İncirlik Üssü gelecektir hemen. Bu yüzden olmalı, İncirlik Yazı ismi, aklıma dolaylı da değil, direkt İncirlik Üssü’nü getirdi. “Olayların” mekân olarak İncirlik’te cereyan ettiği bir roman... Nasıl ilginizi çekmesin?

ABD’nin İncirlik Üssü, Türkiye’nin NATO’ya üye olarak kabul edilmesinin hemen ardından, 1952 yılında açılmış bir üs. Malum, Türkiye’nin NATO’ya üyeliğinin bedeli, kendisiyle hiç alakası bulunmayan Kore Savaşı’na asker yollayarak katılması olmuştu. (Başka bedeller de ödedik ülke olarak ve aslında hâlâ da ödüyoruz, o ayrı.) İncirlik Üssü de bu “bedel”in bir parçasıydı ve “soğuk savaş” yılları boyunca özellikle Ortadoğu’ya yönelik yürütülen Amerika askerî, siyasi, istihbarat faaliyetleri açısından “stratejik” bir rol oynamıştı. Çünkü Ortadoğu’ya en kısa sürede ve en doğrudan müdahale etme imkânı sağlayan bir konumda bulunuyordu.

“İncirlik üssü kapatılsın”, “ABD ve NATO üsleri kapatılsın” ve “Türkiye NATO’dan çıksın”, “Bağımsız Türkiye” gibi gayet somut talepler de içeren sloganlar, bir zamanlar sol cenahtaki hemen tüm örgütlerin gündemiydi ve üzerinde mutabık oldukları ender sloganlardandı. Tabii solcular öyle istiyor diye ne NATO’dan çıkıldı, ne ABD üsleri kapatıldı ve ne de İncirlik Üssü’nün faaliyetleri kesintiye uğradı.

Genel ve kapsayıcı bir kavram olarak sanatın en önemli, ağırlıklı ve diğer branşlarına kıyasla güncelliği kolay kolay kaybolmayacak en köklü dalı, kanımca edebiyattır. Edebiyat deyince de öykü, şiir, anlatı, deneme ve illa da roman... Sözü dolandırmadan söylemiş olayım; edebiyat, içerisinde şekillendiği toplumsal realiteyi koşullayan sorunların sözcüsü, tercümanı, temsilcisi, en azından bir parçası olmalıdır diye düşünürüm, naçizane. Misal, Norveç’te, İsveç veya Avustralya’da nasıldır, bilemiyorum ama en azından ülkemiz açısından edebiyatın, sanki Norveç’te, İsveç veya Avustralya’da yaşıyormuşuz gibi toplumsal gerçekliğimizden uzak olmasını doğrusu “tuhaf” bulurum.

Kuşkusuz, edebiyatı belirli kalıplara sığdırmak doğru olmayabilir. Edebiyatın özündeki yaratıcılığa gem vurmak manasında değil ama, Pablo Neruda’nın dizelerinde çarpıcı biçimde vurguladığı durumdur meramımın özü:

Neden diyorsunuz şiirlerin,

Söz açmaz, düşten yapraktan;

Doğduğun yerin,

Yüce volkanlarından?

Gel de gör:

Caddeler kan-revan.

Gel de gör:

Caddeler kan-revan.

Gel de gör:

Caddeler kan-revan.

Köklü Türk edebiyatında İncirlik Üssü hiç mi romanlara, öykülere konu olmamış? İncirlik Yazı vesilesiyle ayrımına vardığım ve tuhafıma giden, üzerinde düşündüğüm şeylerden biriydi bu: Çünkü olmamış cidden.

Oysa ki Adana ve Çukurova, Yaşar Kemal, Orhan Kemal başta olmak üzere birçok eserleriyle iz bırakan edebiyatçı yetiştirmiş; Adana ve Çukurova öykülere, romanlara, filmlere konu olmuş, ilham vermiş. Ne var ki, Adana deyince 1950’li yıllardan bu yana ister istemez hemen akla gelen yerlerden biri olan İncirlik, bu ad altında ifade ettiği birçok şeyle beraber, edebiyatçılarımızın ilgisini ve dikkatini çekmemiş, nedense. Çoğu da “solcu” olmasına karşın hem de...

İncirlik Yazı’nı okumadan önce üzerinde düşündüğüm, kafa yorduğum hususlardan biriydi bu ve sırf bu yüzden bile Taçlı Yazıcıoğlu’nu takdir etmek gerekir.

Üzerinde düşündüğüm diğer husus ise, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Demirtaş Ceyhun, sinemada Yılmaz Güney (Umut filmi bir yoksul Çukurova destanıdır) gibi kült isimlerin çalışmalarına konu olmuş, ilham vermiş Adana’yı anlatan, olayların mekân olarak Adana’da (İncirlik ve çevresinde) geçtiği bir roman kaleme almanın cidden cesaret gerektiren bir iş olmasıydı. Bu isimlerin gölgesi ve ağırlığı yazarı da düşündürmüş olmalıdır; ya üstesinden geleceksiniz ya da altında kalacaksınız.

Romanı okuduktan sonra şunu rahatlıkla söyleyebileceğimize inanıyorum: Adana temalı romanlara yeni, özgün ve başarılı bir halka eklenmiştir. Bu bağlamda adı Yaşar Kemal, Orhan Kemal gibi isimlerle birlikte anılacak olmak, bir edebiyat insanı, romancı için büyük onur.

Romanın çarpıcı bir konusu yok sadece; son derece akışkan bir anlatımı, başarılı bir kurgusu da var. Karakterler sahici. Mekân tasvirleri ve insanı ister istemez kendi tarihinde olmadık ayrıntıları anımsamaya sürükleyen detaylar, hayret uyandıracak denli çeşitli ve başarılı.

Yaratıcılık adına ilginç kurgu oyunları, sözcükleri eğip büken zorlamalar, bir türlü gözünüzde, zihninizde, hayalinizde canlandıramadığınız olaylar ve gerçeküstü karakterler yok. Adına ister post-modernist tarz ve üsluplar densin isterse başka bir şey, okuduğunu anlamak, olay ve kişilerin, karakterlerin sahiciliği, bir edebiyat eserinde, özellikle de romanda benim için birer başarı kriteri. İncirlik Yazı bütüncül bir yaratıcı başarı düzeyine örnek gösterilebilir; yoğun araştırma ve emek ürünü bir çalışma.

İncirlik Yazı politik bir roman. 12 Eylül darbesinin gündelik hayata doğrudan yansıyan etkilerini, hem de 11 yaşındaki Belgi’nin gözünden net bir şekilde görebiliyor, izleyebiliyor, anlayabiliyoruz. Yasaklar, kimlik kontrolleri, her an birinin başına kötü bir şey gelebilir hissi, bir korku ve endişe rejimi...

İncirlik Yazı bir polisiye aynı zamanda. Cinayet, olası failler, dağınık görünen kişi ve olaylar örgüsünü birbirine bağlayan sürpriz denebilecek bir final...

Biraz politik roman, biraz polisiye, belirli bir dönem betimlemesi, anlatımın akışına eşlik eden nesneler, nostalji... Kendinizden ve belki yaşamınızdan esintiler bulduğunuz bir roman İncirlik Yazı. “Ne anlatıyor, nasıl anlatılıyor acaba?” diye düşündüyseniz eğer, okumalısınız derim.

12 Haziran 2025

https://www.k24kitap.org/kitaplar/incirlik-yazi-1144 

Foto: K24kitap.org 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Murat öldü Cafer"

“Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... Önce “Murat çok hasta, hastanede” haberini aldım. Nesi var ki? Kanser... “Ne kanseri?” bile diyemedim. Alacağım cevaptan korktum. En kötüsü olmasından.  En kötüsüymüş... Hangi hastanede? Geleyim, göreyim, moral olur, iyi gelir belki, ne bileyim. “Gelsen de göremezsin ki. Yoğun bakımda. Entübe edildi. Belki bir mucize olur diye bekliyoruz işte.” Bir mucize olur belki. Bir mucize olsa. Bir mucize olsun... Daha çok genç yahu! Ölecek değil ya!  Öldü... “Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... İnsan evladı tuhaf bir varlık. Telefon ekranındaki “Murat öldü Cafer” mesajına bir süre bakakaldım öylece. Nasıl olduysa, bir üzüntü emojisi ile yanıt vermeyi akıl edebildim. Bir şey...

Hâlâ yaşıyor ve katlanıyorsak...

Bazı yazılar zamana dayanıklı yazılardır. Aşağıda okuyacağınız yazı, onlardan biri. "Yeni yıl" yazısı niyetine... ------- Sağlık, huzur, mutluluk, barış tamam da şöyle bir yoklayın hafızanızı, yeni yıldan adalet dilemek çoğumuzun aklının ucundan dahi geçmezdi Her yeni yılda insanlar birbirlerine iyi dileklerde bulunurlar. Güzel bir gelenektir. Kötü bir yıl da geçirmiş olsanız, kişi olarak veya ülke olarak (mesela geçen yıl bir deprem felaketiyle gölgelenmişti yeni yıl umutları), neticede yeni bir yıldır ve umutlarınız, beklentileriniz, dilek ve temennileriniz vardır. Kuşkusuz; umutlu olmak, yeni bir yıla umutlarınızı canlandırarak başlamak, güzel, anlamlı bir gelenek olduğu kadar insanidir de. Ama işte yıl dediğimiz zamanı takvimlendirirken geliştirdiğimiz, kullandığımız bir zaman ölçüm birimi; gün, hafta, ay gibi… Zamanın kendi başına herhangi bir umut veya dileği, beklentiyi gerçekleştirme kudreti yok. Tabii ki biliriz bunu. O umut, dilek veya beklentileri gerçekleştirmenin...

Günlük. 10 Aralık

...Hiç değilse 10 Aralık etkinliklerine katılayım diyorum son yıllarda. Geçen yıl gitmiştim mesela. Bu sene Sultanahmet’teki basın açıklamasına yetişemedim. Akşam “resepsiyona” tam vaktinde yetiştim neyse ki... ------------- 10 Aralık, malum, Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, 2. Dünya Savaşının ardından, 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmesi üzerine o gün bugündür Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanıyor.  İlginizi çekebilir: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabul edildiği oturumda Güney Afrika ve Suudi Arabistan, çekimser oy kullanmışlar. Ama asıl “haber”, çekimser oy kullanan dönemin sosyalist ülkeleri: Sovyetler Birliği, Beyaz Rusya, Ukrayna, Polonya, Çekoslovakya ve Yugoslavya. Suudi Arabistan ile dönemin Güney Afrika'sının “çekimserliğinin” nedenini tahmin etmek güç olmasa gerek; muhtemelen, “İnsan hakları nedir? Bizi bozar öyle haklar filan” diye düşünmüşlerdir. Sovyetler Birliği ve diğerleri ne diye çekimse...