Ana içeriğe atla

#GülistanDokuiçinADALET!

 Gülistan Doku, Munzur Üniversitesinde okuyan 21 yaşında bir genç kızdı. Diyarbakırlı yoksul ailesi kıt kanaat imkanlarıyla okutuyordu onu. 5 Ocak 2020 günü bir "kayıp" haberiyle gündeme gelmese, adını ailesi ve arkadaşları dışında kimseler bilmiyordu, bilmeyecekti...

Ailesi ve duyarlı kadınlar, kamuoyu, özellikle de ailesi bu başından beri "derin" soru işaretleri barındıran olayın peşine düşmese, adalet diye, "Gülistan Doku'ya ne oldu?" diye feryat etmese, Gülistan Doku benzer birçok olayda olduğu gibi kayıtlara bir "faili meçhul kayıp" vakası olarak geçecekti...

Şehrin yeni atanan başsavcısı Ebru Cansu, "Gülistan Doku'ya ne oldu?" feryatlarına kulaklarını tıkamadı, "neme lazım" demedi, Gülistan'ın ailesine sahte "araştırıyoruz" açıklamaları yapmadı; "Öncelikle ben bir kız çocuğu annesiyim" diyerek açtı dosyayı ve gerçekler örtbas edildiği yerlerden ortaya çıktı...

Olay aslında bir "Tuncay Sonel Suç Örgütü" vakası haline geldi şimdiden. Çünkü ortada dönemin valisinin oğlunun işlediği bir cinayet var. Cinayetin tanıkları var. Delilleri saklayan, gizleyen, yok etmeye çalışan, örtbas edenler var. Tamamıyla kamu imkanları ve yetkilerinin istismarıyla gerçekleşen bir suç ortaklığı organizasyonu söz konusu... Ortaya çıkan veriler bunu gösteriyor...

Dönemin valisi başından beri olayı bir "intihar olayı" olarak lanse etti. Munzur'da arama çalışmaları yürütülmesini sağladı, baraj sularını boşalttı hatta. "Araştırıyoruz" dedi aileye, "bulacağız" dedi ve kamuoyunu da böyle oyaladı, aldattı, muhtemelen zamanla unutulur gider diye düşündü, ailesinin ısrar ve kararlılığını hafife aldı...

Oysa bırakalım araştırmayı, soruşturmayı, Dersim'de biraz insanlara ve sokaklara kulak veren herkes, Gülistan'ın suda olmadığını söylüyordu, su altı arama çalışmalarına katılan dalgıçlar dahil... Gülistan'ın intihar etmiş olamayacağına inanıyordu. Öldürüldüğünü düşünüyordu... Soruşturmacılara söylenen de buydu... 

Gülistan için "kayıp" ihbarı yapılmasının üzerinden 45 gün geçmişken, deprem vesilesiyle bulunduğum Elazığ'dan gittiğim Dersim'de öğrenmiştim bunları. Aşağıdaki yazı, 17 Şubat 2020 tarihinde yayınlandı...

Gülistan'ın ömrünün baharında katledilmesinde dolaylı ya da doğrudan dahli bulunan herkes, "sıfatı" ne olursa olsun, yargı önünde hesap verene ve cezalandırılana değin, Gülistan Doku İçin Adalet istemeye devam edeceğiz!

*** 

Gülistan Doku’ya ne oldu?

Dersim şehir merkezini (Mamekî) bilen bilir, bilmeyene de ben söylemiş olayım kısaca; inatçı meşe ormanlarıyla bezeli dağlar arasında, ortasından Munzur ırmağının geçtiği, kendi halinde, her mevsim güzel bir şehirdir. 

Elazığ’a gelmişken memlekete uğrayıp nefes almamak olmazdı. Ve ben aslında bu yazımda size Dersim’in kış hallerini yazmak istiyordum. Ama 21 yaşında genç bir öğrenci, Gülistan Doku, 5 Ocak gününden beri “kayıp” …

“Kendi halinde” dememe bakmayın, dağlarından, “farklı” etnik ve inançsal değerlerinden, her daim “muhalif” duruşundan sebep, oldum olası “olağan şüpheli” bir şehirdir Dersim ve Dersimliler. Bu yüzden “gözaltındadır” hep… 

Laf olsun diye demiyorum bunu. Şehri çevreleyen yüksek dağlara, tepelere gözünüz kaydığında görürsünüz; şehrin bütün yüksek tepelerinde karakollar vardır. Şehre girişte çıkışta “kontrol” noktaları vardır, ilçe yolları üzerinde de. Şehir içinde de aklınıza gelen gelmeyen her yer mobese kameraları ile donatılmıştır. “Olağan şüpheli” bir kentte yaşıyor olmanızı attığınız her adımda size hatırlatan “yüksek” güvenlik önlemleri ile iç içesinizdir… 

Gülistan Doku böyle bir kentte “kayboldu” işte…

Haberi ilk duyduğumda, tabii ki üzüldüm. Geçen yıl Munzur’da yitirdiğimiz Engin Eroğlu vakası aklıma gelmedi değil. Ama nedense iyi niyetli düşündüm; yarın öbür gün bulunur… Bulunamadı…

Bu neresinden baksanız “tuhaf” kayıp vakasının ayrıntılarını medyaya yansıyan haberlerden izlemiş olmalısınız… Yine de kısaca özetleyeyim.

Gülistan, en son Zainal Abarokov isimli Rus uyruklu eski erkek arkadaşıyla görülmüş… Bu kişinin babası (üvey) polis memuru… En son Valilik binası yakınlarında görülmüşler ve Gülistan oradan ayrılıp bir minibüse binmiş. Son olarak bulunan görüntüsü Sarısaltuk viyadüğünde minibüsten indiğini gösteriyor. Sonrası yok. Son görüntüleri Sarısaltuk köprüsü üzerinde olunca, orada Munzur üzerine kurulan Uzunçayır baraj gölüne düşmüş ya da atlamış olabileceği ihtimali üzerinde durulmuş. Arama çalışmaları orada yoğunlaştırılmış. Ama Gülistan’dan herhangi bir ize rastlanmamış…  

Gülistan’ın teyzesiyle görüştüm. Kendilerine yeni hiçbir bilgi verilmemiş, endişe içinde bekliyorlar.

Talihsiz Engin Eroğlu olayından sonra Dersim’de kurulan Munzur Arama Kurtarma Derneği’nden (MUDAK) arkadaşlarımla görüştüm. Su altındaki arama çalışmalarına ilgili emniyet ve jandarma birimleriyle birlikte onlar da katılmışlardı. Su altında Gülistan’dan hiçbir ize rastlamadıklarını söylediler. Tahminleri, Gülistan’ın orada olmadığı yönünde. “Su altında olsaydı mutlaka bir iz bulurduk. Hiçbir ize rastlamadık” dediler. 

Evi, Gülistan’ın “gözden kaybolduğu” yere yakın bir yerde olan bir arkadaşım, o gece kendisi balkondayken yol kenarında duran bir minibüsün yanında birkaç kişinin konuşmasına tanık olmuş. Konuşmalarında bir “ölüm” olayından bahsediyorlarmış. Bu kişilerin kim olduklarını ve Gülistan’la bir ilgileri olup olmadıklarını, doğal olarak, bilmiyor. Daha sonra Gülistan olayı duyulunca tanıklığını, soruşturmaya bir katkısı olabilir düşüncesiyle emniyet birimlerine aktarmış. 

Emniyet güçlerinden bilgi almak mümkün değil. Soruşturmanın gizliliği açısından, bu, bir yere kadar anlaşılabilir bir tutum olabilir. Ama Gülistan’ın ailesi ve yakınlarının, Dersimlilerin ve kamuoyunun endişeli bekleyişini dikkate alarak soru işaretlerini giderecek bir açıklama yapma yükümlülükleri var…

Çünkü Dersim’de hakim kanaat, maalesef, Gülistan’ın öldürüldüğü ve cesedinin gizlice gömüldüğü…

Valilik, emniyet, jandarma, “Arama çalışmaları devam ediyor” demenin ötesinde elde ettikleri bulguları kamuoyu ile paylaşmak durumunda. Gülistan’ın eski erkek arkadaşı ve polis babasının medyaya yansıyan ifadelerinde tutarsızlıklar olduğunu herhalde kendileri de tespit etmiş olmalıdırlar. 

Gülistan Doku, 18 Şubat 2020 tarihi itibarıyla 45 gündür “kayıp”!

Bu olayın kayıtlara bir “kayıp” veya bir “faili meçhul” olarak geçmesine izin vermeyelim…

Gülistan Doku nerede?

17 Şubat 2020



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahhh... Melik

Tam adı,  (Şeyh) Melik Mansur Arsakay idi. Meksikalı isimleri böyle uzun olur galiba. Adıyla ilgili esprilerimize katlanırdı. Amedliydi. Zaza idi. Yaşam dolu idi. En zor zamanlarda dahi, neşesini korur, “Ma deza, gülmeyince geçiyor mu yani, hiç değilse gülelim” derdi... _______________________________________________ Kürtler, dünyanın neresinde olursa olsun, Newroz günlerinde, ölüm kalım ciddiyetinde bir müşkülatları yoksa, kolayca tarif edilemeyecek bir coşkuyla Newrozu kutlarlar. Dünyanın neresinde olursa olsun, evet, birkaç kişi de olsalar, bir araya gelir, mümkünse ateş yakar, üstünden atlar, Newroz coşkusunu yansıtan klamlar, stranlar eşliğinde gowende dururlar. Dünyanın herhangi bir köşesinde veya dağda ya da “içeride.” Ama ben 2026 Newrozunda herhangi bir mitinge, Newroz etkinliğine katılmadım. Newroz coşkusundan eser yoktu bende... Çünkü “mazeretim” vardı. Melik hastaydı. Yoğun bakımdaydı. Diyarbakır’dan arayıp kötü haberi veren arkadaşım, “Biliyorum çok severdin Melik’i, o...

"Murat öldü Cafer"

“Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... Önce “Murat çok hasta, hastanede” haberini aldım. Nesi var ki? Kanser... “Ne kanseri?” bile diyemedim. Alacağım cevaptan korktum. En kötüsü olmasından.  En kötüsüymüş... Hangi hastanede? Geleyim, göreyim, moral olur, iyi gelir belki, ne bileyim. “Gelsen de göremezsin ki. Yoğun bakımda. Entübe edildi. Belki bir mucize olur diye bekliyoruz işte.” Bir mucize olur belki. Bir mucize olsa. Bir mucize olsun... Daha çok genç yahu! Ölecek değil ya!  Öldü... “Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... İnsan evladı tuhaf bir varlık. Telefon ekranındaki “Murat öldü Cafer” mesajına bir süre bakakaldım öylece. Nasıl olduysa, bir üzüntü emojisi ile yanıt vermeyi akıl edebildim. Bir şey...

Hâlâ yaşıyor ve katlanıyorsak...

Bazı yazılar zamana dayanıklı yazılardır. Aşağıda okuyacağınız yazı, onlardan biri. "Yeni yıl" yazısı niyetine... ------- Sağlık, huzur, mutluluk, barış tamam da şöyle bir yoklayın hafızanızı, yeni yıldan adalet dilemek çoğumuzun aklının ucundan dahi geçmezdi Her yeni yılda insanlar birbirlerine iyi dileklerde bulunurlar. Güzel bir gelenektir. Kötü bir yıl da geçirmiş olsanız, kişi olarak veya ülke olarak (mesela geçen yıl bir deprem felaketiyle gölgelenmişti yeni yıl umutları), neticede yeni bir yıldır ve umutlarınız, beklentileriniz, dilek ve temennileriniz vardır. Kuşkusuz; umutlu olmak, yeni bir yıla umutlarınızı canlandırarak başlamak, güzel, anlamlı bir gelenek olduğu kadar insanidir de. Ama işte yıl dediğimiz zamanı takvimlendirirken geliştirdiğimiz, kullandığımız bir zaman ölçüm birimi; gün, hafta, ay gibi… Zamanın kendi başına herhangi bir umut veya dileği, beklentiyi gerçekleştirme kudreti yok. Tabii ki biliriz bunu. O umut, dilek veya beklentileri gerçekleştirmenin...