Ana içeriğe atla

Kalbinize dokunun...

 Özgür  insan olmak, yaşıyor olmak, düşünüyor ve hissediyor olmak duygusunda, kalbinize dokunduğunuz anlar var mı?

==============================

Hiç, arada bir sebepli veya sebepsiz, gözlerinizi yukarıya çevirip gökyüzüne baktığınız ve evrenin sonsuzluğu üzerine düşüncelere daldığınız, bu sonsuzlukta insan olmaklığın anlamı üzerine kendinizi sorguladığınız oluyor mu? 

Hiç, üzerinize bastığınız toprağı hissettiğiniz ve yaşıyor olmaya dair tuhaf, ama bir o kadar da insanın içini ısıtan derinlikli duyguların, düşüncelerin akışında, gündelik sorun ve kaygılarınızın üzerine çıktığınız oluyor mu?  

Hiç, normalde otobüsle, taksiyle, dolmuşla, bir araçla katettiğiniz ve yürümeye gözünüzün kesmediği bir yolu, mesela evinize giderken, yürüdüğünüz oldu mu; ve önünüze engeller çıkmadan, yorgunluğunuzun ayrımına varana değin yürümenin, aslında ne keyifli bir kendiyle olmak zamanı ve fırsatı olduğunu düşündünüz mü? 

Hiç, denizin uçsuz bucaksızmış gibi görünen maviliğine dalıp gittiğiniz oluyor mu, mesela günlük sorunların ağırlığı altında kendinizi daralmış, bunalmış hissettiğiniz bir zamanda? 

Veyahut, bir çocuk merağında akan bir suyu, yanan bir ateşi izler misiniz, izahı zor bir duygunun etkisi altında, gündelik yaşamın bazen boğucu olabilen sorunlarından sıyrılıp? 

Hiç, büyük kent ortamında, tıpkı toprağa basabilmek gibi, her taraf beton iken, çoğu zaman mümkün olmasa da, ağaçların, ormanların yeşilinde gözleriniz, nicedir bilinç altına hapsettiğiniz hayallerin canlanmasına sebep ve vesile olur mu? 

***                                                            

Mahpuslukta gökyüzü, bir avuçluk demirparmaklıklı pencerelerin ardında, veya gözalabildiğine uzanan yüksek duvarların üzerindedir. 

Yürümek, yüksek duvarların önünü kestiği bir voltadır. 

Her taraf betondur ve toprak, özgürlüğü simgeleyen hasretidir tutsak zamanların. 

Yeşil, her şeklinde bir yasak konusudur ve ancak, kapalı ring arabalarının küçük deliklerinden içeriye sızabilir... 

Hiç düşündünüz mü? Özgürlük, yaşamın her zerresinde bir tutku gibi hissedebilmektir onu; seni tutsak kılmaya yazgılı görenlere inat özgürlük, zaman ve mekanın hem içinde ve hem de dışında olandır; hiç, bilincine varılmış özgürlük duygusuna ket vurulabilir mi?  

Demek istediğim; özünde, sonuçta herkesin bir şekilde bir parçası olduğu toplumsal hallerimize bakıp, Gregor Samsa’yı, devcileyin bir böceğe dönüşmüş olarak öldüren kaygısızlıktan, güdülerine indirgenmiş bir yaşam burgacında öğütülmekten, gerçekten korkmak gerektiğidir. 

İliklerimize değin hissetmemiz gereken gerçek, Kafka’nın dediğince, aslında “kendimizden başka bir eksiğimiz” olmadığı değil midir? 

Ve değil midir ki kendi olmak, özgürlüğe dönük bir yaşam felsefesinin ömrünce baki gayretidir.

Özgür  insan olmak, yaşıyor olmak, düşünüyor ve hissediyor olmak duygusunda, kalbinize dokunduğunuz anlar var mı?

*** 

Gazetemizin merkez bürosu ve gazetemizi basan matbaa baskına uğradı. Hala gazete basılan ve basılan gazetede "suç unsuru" aranan bir ülkede yaşıyoruz. Demokrasi, hak, hukuk ve özgürlükler; yasal düzenlemelerin konusu olmaktan çok, bir zihniyet değişimi sorunudur. 

"Ne de olsa bizim sorunumuz değil" biçimindeki sorumluluktan kaçan tutumların aymazlığından kendini arındırabilmek için, olması gereken daha ne musibet kaldı? Özgür Gündem gazetesini basan ve Özgür Gündem gazetesinin, karanlıkta kalsın istenen gerçekleri açığa çıkaran yayınlarından rahatsızlık duyan zihniyete karşı durmak, oligarşik statükonun dışındaki herkes açısından, sahiplenilmesi gereken bir görevdir. 

Ü. Özgür Gündem 

15 Aralık 2005

Fotoğraf: CS. 25 Aralık 2024, Dersim. Munzur

Yorumlar