Ana içeriğe atla

Aşağı tükürsen emperyalistlerin oyunu, yukarı tükürsen teslimiyet…

...Bu “satış”, “ihanet” ithamlarının sahiplerine desen ki, yahu “dava” neydi ki Kürtler “ihanet” etmiş olsun? Bir sözleşme, kontrat filan vardı da onun gereklerini mi uygulamadılar? Mesele nedir?

==========================================

Daha örgütsel varlığını feshedip silahlı mücadeleye son verdiğini ilan eden PKK için çıkarılan “çerçeve yasa”nın içerdiği hususları anlayamadan sağdan soldan itirazlar yükseldi, itiraz ne kelime, çığlıklar…

Mesela, “Kürtler yine ihanet etti!” diyenler var. Hatırlayın, özellikle seçimlerden önce peydahlanan bu kafadaki ulusalcı, pardon ultra ulusalcı vatandaşlar, “Kürtler bizi satacak, AKP ile anlaşmışlar, öyle diyorlar,” şayiaları yayarlar. Sorsan, hangi seçimde “sattı” diye, verecek cevapları yoktur. Ama olsun, Yılmaz Özdil, Banu Avar veya benzer birinden duymuştur. Gerçek, son yıllarda en net muhalefetin Kürt seçmenden gelmesidir ama kimin umurunda; hiçbir şey olmamışsa bile kesin bir şeyler olmuştur… Bir de 12 Eylül hayranı b.k sever Celal Şengör’e sormak lazım…

O değil de Hulki Cevizoğlu, Kılıçdaroğlu’nun siyasete kazandırdığı Mehmet Ali Çelebi, “HDP’ye oy verenleri belediyenin önünden bile geçirmem!” türü açıklamalarıyla hatırlanan Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal gibi ırkçı, faşizan görüşleriyle bilinen şahısların AKP’ye iltihak etmelerinin ardından gözler uzun süredir Yılmaz Özdil’in üzerinde. Bugün yarın Reis ona da rozet takar diye bekleniyor ama o hala Özgür Özel’le uğraşıyor. Belli olmaz, bakarsın bugünlerde…

Bu “satış”, “ihanet” ithamlarının sahiplerine desen ki, yahu “dava” neydi ki Kürtler “ihanet” etmiş olsun? Bir sözleşme, kontrat filan vardı da onun gereklerini mi uygulamadılar? Mesele nedir?

Tabii ki mesele, “Tayyip gitsin” meselesi. AKP’yi iktidardan indirelim meselesi. Kürtler mümkünse blok halinde, yumruk gibi bu “dava”nın askeri olsun meselesi…

Niye peki? Amiyane tabirle, Kürtlerin bu işte “çıkarı” ne olacak? Kaldı ki, öncelikle siz kart-kurt-kürt kafasını aştınız mı bakalım?

Gözlerimle gördüm, okudum, Türkiye’nin Tek Parti yıllarını “Cumhuriyetin altın çağı” diye nitelendiren gerçeklikten kopmuş hasta, yobaz tipler var. Düşünmüyorlar da o “altın çağ” dedikleri yıllarda Kürtler ne acılar çektiler. Kaldı ki memleketin genel olarak hali de pek “parlak” değildi; ciddi bütçelerle yurt sathına heykeller dikilirken Türkiye halkları sefalet içindeydi. (Kitap reklamı: İnanmayan Resmi ve “Öteki” Cumhuriyet kitabıma bir göz atsın.)

Bunları söyleyince de bozuluyorlar. Klişe Türk-Kürt kardeştir ağızları dışında söyleyecek laf bulamıyorlar. Aslında ağızlarındaki “bakla”, Kürtler kaderlerine razı gelsin, Kürt olmaktan vazgeçsin, Türk olsun, mutlu olsun… İnanılır gibi değil ama hala bıraktığımız yerde, neyse…

Bir de bunların “sol” hatta kendi yakıştırmalarıyla “komünist” görünümlü olanları var. Türkiye’ye özgü bir “tür” bunlar. Marksist literatürün “sosyal şoven” tanımlamasını hayli zorlayan bir gerçeklikleri var. Düne kadar ülkenin “devleti ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün” yılmaz savaşçıları gibi davrananlar kendileri değilmiş gibi, İmralı ve Kürt hareketinin yeni dönem çizgisini ve attığı adımları beğenmiyorlar. En hafifinden reformizm, en berbatından teslimiyet diyenler var.

Silahlı mücadele yürüten PKK’yi ABD emperyalizminin, küresel güçlerin oyununa gelmekle suçluyorlardı. Neydi o “oyun” diye sormaya gör, iki saat bir kamyon boş laf dinlerdin. Bu arada lütfeder bir edayla “Devrimden sonra Kürtlerin haklarını da vereceğiz tabii, eşek değiliz ya!” derlerdi, haklarını yememek lazım.

Bu durumda PKK silah bıraktığına, örgütsel varlığını feshettiğine ve Kürtlere kültürel haklar vermenin lafı bile edilmediğine, beklentilerin aksine “genel af” da ilan edilmediğine göre bu enteresan “solcu” türleri herhalde hayatlarından memnun olmalıdır, değil mi? Ne gezer! Aşağı tükürsen emperyalistlerin oyunu, yukarı tükürsen teslimiyet…

***

Kuşkusuz “çerçeve yasa” ve “süreç” ile ilgili bu kuru gürültü kabilinden yaklaşımlar bir yana, daha ciddi değerlendirmeler yapmak gereği var.

İzlemede kalınız.

7 Ağustos 2026

https://munzurpress.com/konu/cafer-solgun/asagi-tukursen-emperyalistlerin-oyunu-yukari-tukursen-teslimiyet/ 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahhh... Melik

Tam adı,  (Şeyh) Melik Mansur Arsakay idi. Meksikalı isimleri böyle uzun olur galiba. Adıyla ilgili esprilerimize katlanırdı. Amedliydi. Zaza idi. Yaşam dolu idi. En zor zamanlarda dahi, neşesini korur, “Ma deza, gülmeyince geçiyor mu yani, hiç değilse gülelim” derdi... _______________________________________________ Kürtler, dünyanın neresinde olursa olsun, Newroz günlerinde, ölüm kalım ciddiyetinde bir müşkülatları yoksa, kolayca tarif edilemeyecek bir coşkuyla Newrozu kutlarlar. Dünyanın neresinde olursa olsun, evet, birkaç kişi de olsalar, bir araya gelir, mümkünse ateş yakar, üstünden atlar, Newroz coşkusunu yansıtan klamlar, stranlar eşliğinde gowende dururlar. Dünyanın herhangi bir köşesinde veya dağda ya da “içeride.” Ama ben 2026 Newrozunda herhangi bir mitinge, Newroz etkinliğine katılmadım. Newroz coşkusundan eser yoktu bende... Çünkü “mazeretim” vardı. Melik hastaydı. Yoğun bakımdaydı. Diyarbakır’dan arayıp kötü haberi veren arkadaşım, “Biliyorum çok severdin Melik’i, o...

"Murat öldü Cafer"

“Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... Önce “Murat çok hasta, hastanede” haberini aldım. Nesi var ki? Kanser... “Ne kanseri?” bile diyemedim. Alacağım cevaptan korktum. En kötüsü olmasından.  En kötüsüymüş... Hangi hastanede? Geleyim, göreyim, moral olur, iyi gelir belki, ne bileyim. “Gelsen de göremezsin ki. Yoğun bakımda. Entübe edildi. Belki bir mucize olur diye bekliyoruz işte.” Bir mucize olur belki. Bir mucize olsa. Bir mucize olsun... Daha çok genç yahu! Ölecek değil ya!  Öldü... “Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... İnsan evladı tuhaf bir varlık. Telefon ekranındaki “Murat öldü Cafer” mesajına bir süre bakakaldım öylece. Nasıl olduysa, bir üzüntü emojisi ile yanıt vermeyi akıl edebildim. Bir şey...

Hâlâ yaşıyor ve katlanıyorsak...

Bazı yazılar zamana dayanıklı yazılardır. Aşağıda okuyacağınız yazı, onlardan biri. "Yeni yıl" yazısı niyetine... ------- Sağlık, huzur, mutluluk, barış tamam da şöyle bir yoklayın hafızanızı, yeni yıldan adalet dilemek çoğumuzun aklının ucundan dahi geçmezdi Her yeni yılda insanlar birbirlerine iyi dileklerde bulunurlar. Güzel bir gelenektir. Kötü bir yıl da geçirmiş olsanız, kişi olarak veya ülke olarak (mesela geçen yıl bir deprem felaketiyle gölgelenmişti yeni yıl umutları), neticede yeni bir yıldır ve umutlarınız, beklentileriniz, dilek ve temennileriniz vardır. Kuşkusuz; umutlu olmak, yeni bir yıla umutlarınızı canlandırarak başlamak, güzel, anlamlı bir gelenek olduğu kadar insanidir de. Ama işte yıl dediğimiz zamanı takvimlendirirken geliştirdiğimiz, kullandığımız bir zaman ölçüm birimi; gün, hafta, ay gibi… Zamanın kendi başına herhangi bir umut veya dileği, beklentiyi gerçekleştirme kudreti yok. Tabii ki biliriz bunu. O umut, dilek veya beklentileri gerçekleştirmenin...