Ana içeriğe atla

Bir tuhaf 'gösteri' rezaleti

İyi de o kadar insanı nereden bulacaksın, en azından medyaya bir kalabalık görüntüsü vermek lazım. Bu sorunun “çaresi” de dizilere, dedikodu programlarına figüran sağlayan cast ajansları seferber ederek bulundu! Bu da bir başka “ilk” idi sanırım; yeterli kalabalık toplayamıyorsan, cebine üç kuruş para koyduğun işsizleri, emeklileri, yoksulları seferber edersin…

=======================================

Bir siyasi parti yönetiminin, hem de ana muhalefet partisi yönetiminin genel başkanıyla birlikte mahkeme kararıyla değiştirilmesi memleketin siyasi tarihinde bir “ilk” idi. Taraftarlarının önemli bir kesimi, hatta köylüleri bile Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu “kayyım” işini kabul etmesine şaştı kaldı.

Normalde “kayyım” olarak mümkün olan en kısa zamanda partisini kurultaya götürmesi gerekirken, sayın Kılıçdaroğlu, hemen çevresinde toplaşanların CHP’nin en “netameli” isimleri olduğuna da aldırış etmeksizin “arınmadan” söz eder oldu. Velhasıl Özgür Özel ve arkadaşları “Çin işkencesi” mantığıyla birer ikişer CHP’den atılmayı, disipline verilmeyi beklemek yerine ayrılıp Yeni Parti’yi kurdular. CHP bir anda denilebilecek kadar kısa bir sürede gayet “tenha” bir parti haline geldi…

Ama burası Türkiye işte, herşeyin “çaresi” bulunur. Madem eski yeni demeden CHP’den ayrılan ayrılana, o halde memleketin en kalabalık ve yerel seçimlerde elde edilen başarıyla gündem olan İstanbul’da yaparsın bir kitle gösterisi, “insan içine çıkamaz oldu” denilen Kılıçdaroğlu’nu çıkartırsın sahneye, önüne çıkarılan insanlara rozet taktırırsın, “Yıkılmadık ayaktayız” mesajı verirsin memlekete…

İyi de o kadar insanı nereden bulacaksın, en azından medyaya bir kalabalık görüntüsü vermek lazım. Bu sorunun “çaresi” de dizilere, dedikodu programlarına figüran sağlayan cast ajansları seferber ederek bulundu! Bu da bir başka “ilk” idi sanırım; yeterli kalabalık toplayamıyorsan, cebine üç kuruş para koyduğun işsizleri, emeklileri, yoksulları seferber edersin…

Muhtemelen “süper plan!” demişlerdir bu işi kotarırken.

Ama işte hala gazetecilik var. Planları, hesapları bozan, rezillikleri, skandalları ifşa eden…

O gün salona doldurulan kalabalığın 950 TL yövmiyeli figürasyon olduğu ortaya çıkınca, üstüne de yakalarına Kılıçdaroğlu’nun kendi elleriyle rozet taktığı bay ve bayanların en azından bir kısmının partinin eski üyeleri olduğu ifşa olunca, bu göz boyama ve “gösteri” temalı etkinlik ellerinde patladı…

Ama no panik! Malum, bu tip “suçüstü” durumlarında nasırına basılmışçasına yüksek bir sesle bağıracaksın: Komplooo! Tuzakkk! Yalannn! İftiraaa! Fötööö! Sayın Gürsel Tekin ve Kılıçdaroğlu başta olmak üzere CHP yetkilileri de öyle yaptılar zaten. Ek olarak suç duyurusunda bulundular hatta: Halka yalan yanlış haber vermek suçlamasıyla…

Fakat yüzlerce figüran, fotoğraflar, “dizi için çağırdılar sandım ama buraya getirdiler” diyen insanların videolu açıklamaları, bazı figüranlar da “paramızı vermediler” diye yakındılar… Neresinden baksan, haberde “yalan-yanlış” bir şey yoktu yani. Yalan ve yanlış olan o “gösteri” idi yani…

Mevzunun saklanacak gizlenecek örtülecek bir tarafı kalmayınca cast ajanslarından birinin yetkilisi biraz da mecburen “eylemi” üstlendi: “Tamam biz şeettik ama parayla değil yani, gönüllü olaraktan…”

Bu açıklamayla skandal, “Ya tamam Sayın Gürsel Tekin veya Kemal Kılıçdaroğlu ile alakası yokmuş işte, adam gönüllü olarak yapmış,” şeklinde bir sonuç ile bu “beklenmedik” (!!!) rezalet gündemden düşer diye ümit ettiler sanırım.

Fakat çapsızlık böyle bir şey işte. Akıllarına hiç mi gelmedi; insanlar, “yahu yalan-dolan, iftira diye çığırdınız ama yalancı siz imişsiniz,” diye düşünmeyecek mi? O ajans sahibinin “Ben yaptım” üstlenmesine inanan oldu mu sizce? Bir cast ajansı “gönüllü” olarak ve cebinden para vererek sizin gösterişinize “kalabalık” sağladı ve sizin bundan haberiniz yok, öyle mi? Sahi oradan bakınca insanlar çok mu salak görünüyor?

***

Bu köşeden her hafta Cuma günü “Burası Türkiye!” dedirten yazılarımla size sesleneceğim. Dileyelim arada keyifli haberlerle de “Burası Türkiye” deriz birlikte…

Hoşça, sağlıkla kalın…

31 Temmuz 2026

https://munzurpress.com/konu/cafer-solgun/bir-tuhaf-gosteri-rezaleti/ 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahhh... Melik

Tam adı,  (Şeyh) Melik Mansur Arsakay idi. Meksikalı isimleri böyle uzun olur galiba. Adıyla ilgili esprilerimize katlanırdı. Amedliydi. Zaza idi. Yaşam dolu idi. En zor zamanlarda dahi, neşesini korur, “Ma deza, gülmeyince geçiyor mu yani, hiç değilse gülelim” derdi... _______________________________________________ Kürtler, dünyanın neresinde olursa olsun, Newroz günlerinde, ölüm kalım ciddiyetinde bir müşkülatları yoksa, kolayca tarif edilemeyecek bir coşkuyla Newrozu kutlarlar. Dünyanın neresinde olursa olsun, evet, birkaç kişi de olsalar, bir araya gelir, mümkünse ateş yakar, üstünden atlar, Newroz coşkusunu yansıtan klamlar, stranlar eşliğinde gowende dururlar. Dünyanın herhangi bir köşesinde veya dağda ya da “içeride.” Ama ben 2026 Newrozunda herhangi bir mitinge, Newroz etkinliğine katılmadım. Newroz coşkusundan eser yoktu bende... Çünkü “mazeretim” vardı. Melik hastaydı. Yoğun bakımdaydı. Diyarbakır’dan arayıp kötü haberi veren arkadaşım, “Biliyorum çok severdin Melik’i, o...

"Murat öldü Cafer"

“Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... Önce “Murat çok hasta, hastanede” haberini aldım. Nesi var ki? Kanser... “Ne kanseri?” bile diyemedim. Alacağım cevaptan korktum. En kötüsü olmasından.  En kötüsüymüş... Hangi hastanede? Geleyim, göreyim, moral olur, iyi gelir belki, ne bileyim. “Gelsen de göremezsin ki. Yoğun bakımda. Entübe edildi. Belki bir mucize olur diye bekliyoruz işte.” Bir mucize olur belki. Bir mucize olsa. Bir mucize olsun... Daha çok genç yahu! Ölecek değil ya!  Öldü... “Murat çok hasta” diye haber vermişti Fatma. İki gün geçmeden, olsun, yine de gideyim hastaneye, belki bir mucize olur diye düşünürken, “Murat öldü Cafer” haberi geldi bu kez... İnsan evladı tuhaf bir varlık. Telefon ekranındaki “Murat öldü Cafer” mesajına bir süre bakakaldım öylece. Nasıl olduysa, bir üzüntü emojisi ile yanıt vermeyi akıl edebildim. Bir şey...

Hâlâ yaşıyor ve katlanıyorsak...

Bazı yazılar zamana dayanıklı yazılardır. Aşağıda okuyacağınız yazı, onlardan biri. "Yeni yıl" yazısı niyetine... ------- Sağlık, huzur, mutluluk, barış tamam da şöyle bir yoklayın hafızanızı, yeni yıldan adalet dilemek çoğumuzun aklının ucundan dahi geçmezdi Her yeni yılda insanlar birbirlerine iyi dileklerde bulunurlar. Güzel bir gelenektir. Kötü bir yıl da geçirmiş olsanız, kişi olarak veya ülke olarak (mesela geçen yıl bir deprem felaketiyle gölgelenmişti yeni yıl umutları), neticede yeni bir yıldır ve umutlarınız, beklentileriniz, dilek ve temennileriniz vardır. Kuşkusuz; umutlu olmak, yeni bir yıla umutlarınızı canlandırarak başlamak, güzel, anlamlı bir gelenek olduğu kadar insanidir de. Ama işte yıl dediğimiz zamanı takvimlendirirken geliştirdiğimiz, kullandığımız bir zaman ölçüm birimi; gün, hafta, ay gibi… Zamanın kendi başına herhangi bir umut veya dileği, beklentiyi gerçekleştirme kudreti yok. Tabii ki biliriz bunu. O umut, dilek veya beklentileri gerçekleştirmenin...