Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kılıç artığı ve şeref

 Şerefli olmak için ne Oğuz Türklerinin torunu olmak ne de cepheden cepheye koşmuş dedelere sahip olmak gerekir. Bu sözleri, Selvi sonradan fark etmiş midir bilemiyorum ama, kılıcı elinde tutanlara karşı tipik bir “kılıç artığı” psikolojisini yansıtıyor Abdülkadir Selvi, malum, hadi “yandaş” demeyelim, Saray ve Saray Hükümetine yakın bir gazeteci. Gazetecilik faaliyeti, izlediğim kadarıyla, daha çok iktidar cenahından edindiği bilgileri duyurmak. Olabilir. Neticede, “kulis gazeteciliği” diye bir şey de var memlekette; ben ve benim gibilerin “alanı” olmasa da. Nasıl olsun ki; bunun için öncelikle iktidar çevrelerinden kaynaklarınız, “kuşlarınız” olacak, orada burada ıstakoz yiyen, rolex marka saatleriyle “millet” nutukları atan kişilerle ahbaplığınız olacak… Bir zamanlar, hatırlayanlar bilir, Hürriyet’in başında iken Ertuğrul Özkök’ün adı “Ertuğrul Özköşk”e çıkmıştı; sürekli köşkten bildirmesi nedeniyle. Onların devri biteli çok oldu, bunların devri ise henüz sürüyor… Neyse. Uzak ol...

Istakoz ve züğürdün çenesi

 Hakkaniyet gereği Şebnem Bursalı’nın “Monako’da ıstakoz yemek” temalı fotoğraflı paylaşımı nedeniyle dilinin ucuyla özür diledikten sonra “En iyi savunma saldırıdır” hissiyatıyla “Gündemi değiştirmek istiyorlar” açıklaması yaptığını da hatırlatmış olayım Atalarımız boşuna dememişler, “Zenginin malı züğürdün çenesini yorar” diye. Kaç gündür bir sayın AKP milletvekilinin Monaco’da bir iş insanı arkadaşıyla yediği ıstakoz konuşuluyor. AKP İzmir Milletvekili ve Dijital Mecralar Komisyonu Üyesi Şebnem Bursalı hanımefendinin instagram hesabında paylaştığı fotoğrafta, “ıstakoz” olduğu söylenen bir “şey” görünüyor. Ama sofrada sadece ıstakoz mu var? Zenginler zevk sahibi insanlardır yani, ıstakozun yanında başkaca ne yenilir içilir, fakirler bilmez ama onlar tabii ki de (“tabii ki de”) bilirler. İşleri, varlıklı şahsiyetlerin “Neyin yanında ne yenilir içilir acaba?” türü yemekle ilgili meraklarını gidermek olan gurmeler ıstakozu Sauvignon Blanc (“O ne la?”) ile tüketmeyi tavsiye ediyorlar...

Bayram ve barış

 Barış, bir anda gerçekleşmesi mümkün bir şey değil; bir süreç sorunu. Bu sürecin işlemesi de, ciddi bir yüzleşmeye ve zihniyet devrimi gerçekleştirmeye doğrudan bağlı. Bu sürecin neresinde olduğumuz konusunda bazen iyimser, bazen kötümser demeyeyim de karamsar oluyorum doğrusu… Bayramdır, güzel, anlamlı, kıymetli bir gelenektir; nicedir sadece “tatil” ile özdeşleştirilmiş olsa da. Ölmüşlerimizi anar, mezarlarını ziyaret ederiz. Büyüklerimizin ellerinden küçüklerimizin gözlerinden öperiz. Bayramdır deyip daha temiz, düzgün ve mümkünse “bayramlık” niyetine alınmış yeni giysilerimizi giyeriz. Belki çocuklar çalar kapımızı ve onlara şeker, çikolata tutar, harçlık veririz. “Nerede eski bayramlar” diye hayıflansak da, bayramdır işte ve her zamankinden daha iyimser, daha olumlu, güzel, barışçıl, insancıl duygular vardır içimizde. Devir devran ve bayramlar çok değişti elbet, ama hiç değilse bu bayram hissiyatını yitirmesek hiç… Artık bayram kutlamaları sosyal medya, SMS ve whatssap mesajl...

31 Mart seçimleri: İz bırakanlar

 İnsanlar dışarıdan empoze edilmiş önyargılarını ısrar ve inatla sürdürmek yerine birbirlerine biraz daha yakından baksalar, dokunsalar, sanki her şey daha güzel olacak ve toplum daha fazla “biz” olmaya başlayacak… 31 Mart seçimleri birçok bakımdan kolay kolay unutulmayacak izler bırakarak gerçekleşti. Hatta uzun erimde bir dönüm noktasını ifade ettiği de rahatlıkla söylenebilir. AKP ve Recep Tayyip Erdoğan, 2002 yılından bu yana ilk defa net bir sonuçla seçim kaybetti. Bunun yerel seçim olması, siyasi açıdan anlam ve değerini kuşkusuz ki eksiltmez. Maksat kayda girsin kabilinden seçimin bıraktığı izleri özetledim. Hepsi bu kadar değildir kesinlikle; eksikleri de siz tamamlayınız. > AKP ilk defa yurt sathında aldığı oylar itibarıyla ikinci parti durumuna düştü. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim kampanyasında öne çıkan şiarı, tehdit ve şantaj kokan “Oy verin ki hizmet gelsin” sözleriydi. Seçmen buna prim vermedi. > CHP de uzun yıllar sonra ilk de...

Hayat, işte. Durduk yere, öylesine…

 Albert Camus için “karamsar” derler; oysa o, “Nedir bütün bu gürültü… Sessizce sevmek ve yaratmak varken…” diyendir Kocaman, ışıl ışıl yıldızlarla bezeli gecelerde hayata ve geleceğe dair düşüncelerin dayanılmaz çekiminde yitirdiğim uykulardır şahidim, bir görev gibi yaşamanın yorgunluğu ile hayatta olmanın gizli ve tuhaf sevinci arasında kalmaktı ruhumda kopan fırtınalara sebep… Bazen, vicdanıyla kavgalı bir dünya, hayat, gelecek ve insana dair sorgulamadır zamanın seni durdurduğu yer, nereye varacağını bilmeden. Varlığını hasredeceğin bir insanın omuzlarında olmak isteğidir galebe çalan; gayrısı, yitirir anlamını… O omuzlar ne çok şey demektir ve yokluğu ne çok üzerine üzerine gelen boşluğudur ömrünün… “Yolu rastgele yürürsen ömür olur, denginle yürürsen şiir,” dediğince şairin (Cahit Zarifoğlu). Ahmed Arif miydi, “Seni sevmek felsefedir, kusursuz” diyen. Hayatın en uç boyutlarında sınanırken insanlığın, nedendir bilinmez, olmadık bir hatıra canlanır gözünde; insan ve hayat hall...

İstanbul’da Kürt seçmen “Ma bizim için ne değişecek ki?” diyor

DEM Parti tabanında biraz “sandığa gitmeyeceğim”, biraz DEM Parti, biraz İmamoğlu ve çokça da kararsızlık gözlemledim. Heyecan yoktu ve insanlar seçimin şu veya bu aday lehine sonuçlanmasıyla çok da ilgili değillerdi; Bizim için ne değişecek ki? Hatay’daki seçim atmosferi ve gidişatı başından beri enteresan gelişmelere sahne oluyordu ama son olup bitenler, seçime en alakasız duranların bile “Ne olmuş, ne olmuş” heyecanıyla gözlerini o tarafa çevirmesini sağladı: Gökhan Zan’a kim ne teklif etmiş, ortalığa düşen ses kayıtları montaj mı değil mi. TİP’in çelişkileri, tutarsızlıkları. İşbilir Lütfü Savaş bu işin neresinde. Ya AKP ne durumda, vs. Neyse Aslıhan takipte, izliyoruz biz de. Tamam Hatay’da acayip işler oluyor ama dikkatler özellikle İstanbul seçimlerinde. “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” gibi bir önemi var işin. Sayın İmamoğlu bir kez daha kazanırsa, 2019’da üst üste iki kez, üstüne de 2024, sadece İstanbul’un belediye başkanı olmayacak, ülkenin yakın geleceğine hazırlanan...

Bu kez ROK devrede: Kürt seçmene promosyonlu çağrı

 ROK, apaçık Kürt seçmeni İstanbul’da Dem Parti adayları etrafında yumruk gibi kenetlenmeye davet ediyor. Sadece davet de değil görüldüğü gibi, promosyon kabilinden özendirme ödülleri de var Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan 8 Mart günü Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) tarafından düzenlenen toplantıda konuşurken 31 Mart yerel seçimlerini kastederek, “Benim için bu bir final, yasanın verdiği yetkiyle bu seçim benim son seçimim, çıkacak netice benden sonra gelecek kardeşlerim için bir emanetin devri olacak” dedi. Sayın Erdoğan’ın kurduğu cümle içerisinde “son seçimim”, “final” sözcüklerinin geçmesi, farklı nedenlerle herkesi heyecanlandırdı. İyi Parti hızlı adımlarla eriyerek dümeni Cumhur İttifakına kırma çabasında olsa da hala çeşitli “Tayyip gitsin de…” çevreleri, bir an “Acaba?” diyerek sosyal medyayı hareketlendirdiler. Daha önce de, hatırlarsınız, Sayın Erdoğan “Milletimiz tamam derse…” demiş ve bunun üzerine X’de #Tamam hashtagi günlerce trend topic olmuştu ...