“Bizi unutmayın, burada dostlarınız var artık” diyen yeni arkadaşlar edindim. Romanımı bitirmek üzereyim. Bir süreliğine de olsa köpek havlamaları ve sabaha karşı 4 sularında ötmeye başlayan o horozu saymazsak sessiz, sakin bir köyde ve sıcak bir köy evinde, kendimle baş başa idim. Daha ne olsun... ============= Bursa- Nilüfer Belediyesinin “ Yazıevlerinden ” bir yazar arkadaşımın ( Gülayşe Koçak ) paylaşımı vesilesiyle haberdar oldum, geçen sene. Oysa 10 yıldan fazladır Nilüfer Belediyesinin bu uygulaması varmış ve yerli-yabancı çok sayıda yazarı bu yazıevlerinde konuk etmişler. Bu evler halen Göl ve Misi köyünde 15 gün süreyle başvuran ve gerekli değerlendirme kriterlerine uygun yazarları konuk etmeyi sürdürüyor. Geçen sene kasım ayındaydı sanırım, başvurmuştum. Yanıt gelmedi ve ben de unutmuşum doğrusu. Geçen Ocak ayı içinde Nilüfer Kütüphane Müdürlüğü bünyesinde bu evlerle ilgili olan Fatma Hanım aradı ve başvurumun olumlu karşılandığını söyledi. Uzatmayayım. 3-16 Şuba...
İncirlik deyince Adanalı olmayan kaç kişinin aklına “Adana’nın Yüreğir ilçesine bağlı bir semt” gelir acaba, bilemiyorum. Bildiğim, İncirlik deyince, bir parça memleket meselelerine aşina biriyseniz, aklınıza ABD’nin İncirlik Üssü gelecektir hemen. Bu yüzden olmalı, İncirlik Yazı ismi, aklıma dolaylı da değil, direkt İncirlik Üssü’nü getirdi. “Olayların” mekân olarak İncirlik’te cereyan ettiği bir roman... Nasıl ilginizi çekmesin? ------------------------------- Bu, yazıya konu olarak ele alınan eserin kurgusu, karakterleri, üslubu ve anlatımı itibariyle didik didik edildiği türden klasik bir “kitap kritik” yazısı değil. Daha çok bir kitabın düşündürdükleri denebilir ve zaten başlığından da anlaşılmaktadır sanırım. Kitap kritiği başlı başına bir meziyet ve yoğunlaşma alanı. İşin o kısmını “erbabına” bırakıp okur sıfatıyla düşüncelerimi paylaşacağım kitap, bir roman: Taçlı Yazıcıoğlu’nun ikinci romanı, İncirlik Yazı. İncirlik deyince Adanalı olmayan kaç kişinin aklına “Adana’nın Yüreğir...