Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yol bildiğimiz barıştır bizim

 Alevileri kışkırtmaya çalışanların unuttuğu veya unutturmak istediği bir şey var: Bu coğrafyadaki Alevilerin çoğu Kürt’tür ve Kürt olmanın çileleri ile de yüklüdürler... Alevilerin barıştan rahatsız olmaları, olmayacak bir şeydir... Kürt barışı, Aleviler için de bir yeni ufuktur. Aleviler kendileri için ancak bunu murat eder, bunu dillendirirler. Hüseyin, Kerbela yolunda, “Doğrusu bu dünya değişip tanınmaz olmuş ve bütün iyiliklerine sırt çevirmiş; kabın dibindeki azıcık kalıntı sudan ve havası ağır olan otlaktaki gibi alçak yaşantıdan başka bir şey kalmamıştır” demişti. Biz de kendi hayatımızdan bildik bunu, Kerbela, bize insan olmanın, kendi gibi insan olmanın, inandığı gibi insan olmanın, inandığı gibi yaşamaya kavilli insan olmanın, ReaHaq (“Hak Yolu”) inancına ikrar vermiş insan olmanın, nefes alıp verdikçe ödenmesi, göğüslenmesi, yaşanması gereken bedeli oldu hep...  12 İmamlar’ın hayatlarını bilir misiniz? İyilik ve doğruluk yoluna, ReaHaq’a adanmış tertemiz, adanmış, ...

Hayat nasihattir

Ninem, benden sonra köye gitti ve orada verdi son nefesini. Geride gün yüzü görmemiş hayatından anılar bırakarak bana ve bir de Tanrı’dan, Dersim evliyalarından, insanları iyilik, doğruluk yolundan ayırmamasını, kötülüklerden uzak tutmasını dileyen dualar... Yoğun ve yorucu bir gündü. Zihnim yorgundu daha çok. Sağıma soluma dikkat ederek girdim eve. Annem komşularda olmalıydı. Yaşlı ninem karşıladı beni. Gözleri iyi görmüyor, kulakları da iyi işitmiyordu artık ya, “seni kokundan tanıyorum” diyordu. İçeri geçtim. Kerpiç tuğlalı, toprak damlı evimizin tek gözlü odasına. Uzandım. Annemin evine gelişim doğru değildi aslında. Bu, son olmalıydı. Vedalaşıp gitmeliydim sabah erkenden. Zaten “birkaç günlüğüne geldim” filan demiştim. Ninem, aç olup olmadığımı sordu. “Değilim” dedim, annem gelsindi de. Ninem kapı önüne çıktı. O günden sonra anladım ninemin bu davranışının sebebini. Benim nöbetimi tutuyordu aslında o... Ninem kapının eşiğine henüz çökmüştü, sokağa bir anda ekip otoları doluştu. Uz...

'Oğlum biz neler gördük'

Çin’e kadar giden ama ‘hemşerimizdir’ diye en yüksek oyu aldığı memleketine seçimlerden sonra bir kez dahi gelmeyen, ‘yeni CHP olduk’ deyip dört yanına ‘ulusalcı’ denilen kişileri oturtan, ‘Kürtlerle eşit olamayız’ diyene laf ola beri gele ‘burası üniversite kürsüsü değil’ demekten gayrı lafı olmayan, Mustafa Kemal’i eleştirmeyi ‘ihanet’le eşdeğer gören CHP genel başkanları gördük... Oğlum biz neler gördük... Şu Munzur’un dili olsa anlatsa nasıl kan aktığını... Halvori Gözeleri dile gelse, uçurumlardan öbek öbek insanların nasıl kendilerini “son çaremizdir” deyip Munzur Baba’ya bıraktıklarını... Munzur Dağları konuşsa bir, nelere tanıklık etmiş, nasıl kana ve ateşe boyanmış günler, haftalar, aylar ve yıllar boyu... Ağaçlar dile gelse, otlar, çiçekler, börtü böcek, nasıl aç kalmışız bu dağların bağrında, bizi asırlardır besleyen, büyüten bu dağlar, ormanlar neler görmüş... Oğlum biz neler gördük... Havadan ateş yağıyordu üstümüze. Ateş ve ölüm. Biz ölümün her türlüsünü bilirdik de, hava...

İnancını yakmak...

İnancını (dahi) yakmış insanların birikmiş travmalarının, acılarının ağırlığı var omuzlarımızda. Bu ağırlığın altında ezilip kalmamanın yegane yolu ise, geleceğimizi sahici bir kardeşlik ülküsüyle kurmak için kavilleşmek... Şehir değişmişti. İnsanlar değişmişti. Yollar, arabalar, her şey... Memleketin üzerinden 12 Eylül geçmişti. Hiçbir şey eskisi gibi değildi ve besbelli ki olamayacaktı... Mahpustan çıkmıştım. Annemi görmeye gelmiştim. Annem yaşlanmıştı. Omuzları çökmüş, gözlerinin feri kaçmıştı. Ninem daha çok yaşlanmıştı tabii. Hastaydı da. Ama içerideki torunlarını görmeyene değin terk-i diyar etmeyecekti. İnadı inattı ve dediği gibi de yaptı. Biz görüştükten bir süre sonra hiçbir zaman benimsemediği Elazığ’dan, yıllar önce terk ettiğimiz köyümüze geri döndü. Evet, dediği gibi de yaptı. Doğduğu, büyüdüğü, “Kerbela gibiydi” dediği 38’i yaşadığı topraklarda öldü. Kerpiç tuğlalı, toprak damlı yoksul evimizde de çok şey değişmişti. Babam yoktu her şeyden önce... Onun yokluğu derin bir ...

Adını Zerya koydum

“90’lı yıllara geri mi dönüyoruz” tartışmalarına katkıda bulunmayı daha fazla ertelememek adına, “hayır, tarihin tekerlekleri hiçbir zaman geriye doğru dönmez” türü tumturaklı cümleler kurmayacağım. Ama Zozan’lar Suzan olmayacak bir daha diyeceğim, ya da Sosın’lar Çiçek... Şahabettin’lerin çocuklarının adları “Kürtçe olmasın da, Elizabeth de olur” diyen gaddar memurların keyfine terk edilmeyecek... Bir araştırma yapılsa, Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı illerimizde, belirli bir yaştaki kadınlar arasında “Suzan”, “Gülistan”, “Menekşe”, “Çiçek” adlarının oldukça yaygın olduğu görülecektir. Ancak Suzan, aslında “Zozan”dır (yayla). Gülistan, aslında “Kürdistan”dır. Menekşe, aslında “Binevş”tir. Çiçek de aslında “Sosın”dır. Bu durumun ne denli yaygın olduğunun, 90’lı yıllarda ayrımına varmıştım, Van’da. Evlerinde kaldığım ailelerden birinin, 3 yaşlarında sevimli, sarışın bir çocuğu vardı; kimliğindeki adı Suzan’dı, evde, mahallede ise Zozan. Garipsenecek bir şey yoktu; Kürtçe yasaktı çünkü... ...

Geçmişin tutsağı olmamak için...

Ben içerideyken okuma yazması olmayan annemin bana gönderdiği mektupları yazardı Suna. Annemin ağzından mektubu bitirdikten sonra, kendi adına da bir şeyler yazar, halimi hatırımı sorardı. Bir keresinde, “Cafer abi” diye yazmıştı bana, “Biz neden Ermeniyiz? Allah bizi neden Ermeni yaratmış? Biz neden Türk değiliz?” İsimlerin ve kökenlerin, inançların öneminin ayrımına vardığımda ilköğretim çağındaydım. Dersim sürgünü bir aile olarak Elazığ’ın “Seko” mahallesinde oturuyorduk. Mahallemizin resmiyetteki adı “Mustafa Paşa” idi, ama günlük kullanımda, mesela “Seko mahallesinde oturuyoruz” derdik. Annemden öğrenmiştim, “Seko”, bir zamanlar burada yaşayan bir Ermeni’nin adıymış. Herkese bir şekilde iyiliği dokunmuş biriymiş. O nedenle de onun oturduğu mahallenin adına “Seko mahallesi” denmiş. Oturduğumuz mahallede Dersim sürgünü insanların yanı sıra, Palulu Zaza aileler ve Ermeni aileler de yaşardı. Kapı komşularımız idiler. Varto abla ve Mardiros abe, Anton amca, Marsa abla, Ayda ve diğerler...