Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Entelektüel ırkçılık!

 Deprem, ülkemizin bir gerçeği. Siyasetler üstü bir hassasiyetle ele alınması gereken bir sorun. Ancak maalesef bu gerçeğimizi sadece depremle sarsıldığımız ve canımızın yandığı günlerde hatırlıyor, sonra da unutuyoruz. Deprem tekrar kendini hatırlatana değin… Geçtiğimiz 26 Eylül’de İstanbul’da, sonrasında Manisa’da meydana gelen orta şiddetteki depremler henüz gündemimizde iken, 24 Ocak günü bu kez Elazığ’da sarsıldık. 40’ın üzerinde canımızı kaybettik, çok sayıda yaralı var ve enkaz kaldırma çalışmaları sürüyor.  Deprem gibi “doğal afetlerin” deyim yerindeyse “hayırlı” bir tarafı varsa, o da, bizi etnik köken, din, mezhep veya siyasi görüş ayırt etmeksizin bir araya getirmesi. Bu tabii ki doğal ve olması gereken bir insani tavır. Ve keşke deprem zamanlarında ortaya çıkan bu insani yönümüz, sonrasında da devam etse ve biz yeniden etnik, dini veya siyasi kutuplarımıza geri dönmeden sorunlarımıza “ortak” çözümler arama erdemini gösterebilsek… Ne var ki deprem zamanlarında dahi ...

Lorîna Robozik

Lê tu kes nizane kû, wê şevê çi bû , ji kuderê çi ferman hat kû dema gundîyên feqîr û bêsuc vegerîyan malên xwe, balafirên Devletê bombe li ser wan barand. Gelekê wan zarok , 34 kes  di vê bomberana kambax de, perçe perçe hatin kuştin . Gundî bi lez û bez çun qereqolê, bi girîn û qajîn gotin ‘ Ew zarokên me ne , ji bo Xwedê wisa mekin’. Lê mixabin pêşîya wan hat birîn û gule li wan jî hat barandin. Bangî Xweda kirin da kû mîcîzeyekê bibe. Lê ne bû  ... Bombebarandin xelas bû û gundîyê Robozikî, perçeyên zarokên xwe, mirîyên xwe berhevkirin ji ser lat û zinaran . Ji Robozikê lorîyên kû dil î cegerê mirovan perçe dikir, ber bi esman ve kişîya . Ew lorîyên kû erd û esman pê re lerizî, rê li ber pîrozbahîyên sala nû ya ku li gelek deverên Turkîyê dihat pêk hatin, nebirî . Li alîyekê Welat şîn û girîn, li alîyê din pîrozbahîyên sala nû ... Rêvebirên dewletê gotîn ‘ Bi Xeletî Buye’ . Gotin, ‘ Di bila ew jî karên Qaçax mekirana’. Gotin, ‘ Pereyên wê çi be em bidin, hûn jî ji bîr b...

CHP 'çare' mi 'çaresizlik' mi?

Herkes son CHP tartışmalarında eteğindeki taşları döktüğüne göre, "E, sen ne diyorsun bu işlere?" diyen okurlarıma cevap vermek sırası bana da geldi demektir. Tabii ki ben mevzunun şehvetle tartışılan deyim yerindeyse magazin veya mesnetsiz dedikodu boyutlarıyla ilgili değilim. Malum, sayın Muharrem İnce ve biri fosil, diğeri en hafif deyişle çapsız iki gazetecinin baş aktör olduğu son “Saray’daki CHP’li kim?” mevzusu, karşıt, yandaş hemen her yorumcunun didiklediği bir gündemimiz oldu uzun süre. “Olay” tabii ki “haber” ve barındırdığı ihtimaller nedeniyle çeşitli açılardan yorumlanmaya da değerdi. Yazıldı, çizildi, çok sayıda tartışma programının gündemi oldu. Olayın aktörleri de önce gizemli “kaynağımı açıklamam” tavırları sergiledikten sonra, konuştular, özürler filan da dilendi hatta. Geride kalan tortu, kimin kime veya kimlere karşı yaptığı biraz muğlak kalmakla beraber, “komplo”, “kumpas” lafları oldu.  Benim ne “derin” ne de “gizemli” kaynaklarım var. Bu yüzden benden ...

'İçimiz yana yana' siyaseti

Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzun zamandır varlığı dikkate bile alınmayan HDP hariç TBMM’nin desteğini de almış olarak nicedir “Bir gece ansızın gelebiliriz” diye ilan ettiği askeri harekatın düğmesine bastı ve Türk ordusu, adı “Suriye Milli Ordusu” olarak değiştirilen ÖSO’cuları önüne katıp Suriye’nin kuzeyine girdi.  Olup bitenleri yineleyecek değilim. Herkesin malumu olsa gerek. Nefesimizi tutup izledik ve izlemeye devam ediyoruz. Tabii, “Mehmetçiğin ayağına taş değmesin” türü dilekler, temenniler, dualar eşliğinde… Bu, gerçekten de eğer “dilek” ise dilek olarak, “dua” ise dua olarak oldukça ilginç. Zira eğer içtenlikle kimsenin ayağına “taş” değmesin ise düşünceniz, kimsenin “burnu kanamasın” istiyorsanız, yüreği ağzında analar umurunuzda ise, o halde hiç de “kaçınılmaz” olmayan bu harekata itiraz etmeniz gerekmez miydi? Sonuçta kurşunların, bombaların, tankların, topların, yani ölümün kol gezdiği bir ortama yolcu ettiniz o çocukları… Tabii ki bu sorunun muhatabı herkesten önce CHP v...

Savaş acı, kan, gözyaşı ve yıkım demektir

"Girdik, gireceğiz" derken Suriye'nin kuzeyine yönelik askeri bir harekat noktasına gelindi. Belki bu satırları okuduğunuzda sınıra konuşlandırılmış TSK birlikleri Suriye'ye girmiş olacak. TV ekranlarında arz-ı endam eden "güvenlik uzmanı", "stratejist" sıfatlı ve her konuda "uzman" bir takım kişiler nereden girilecek, "terör" yuvaları nasıl kurutulacak üzerine zaten çoktan savaşı başlattı hatta bitirdi bile...  Oysa mesele milliyetçi hamaset kaldırmayacak kadar ciddi.  Sayın "uzmanlar" ABD Başkanı Donald Trump'ın bir öyle bir böyle açıklamaları (aslında tivitleri) için de "Trump işte, Trump'tır ne dese yeridir" şeklinde özetlenebilecek değerlendirmeler yapıyorlar. Söz konusu olanın ABD olduğunu bilerek ya da bilmeyerek unutarak. Trump'ın açıklamalarının "tutarsız" olduğu açık elbette. "Askerlerimizi çekiyoruz, kimseyi desteklemiyoruz, karışmıyoruz" diyen de o, "Çizdiğim ç...

Yine bir 12 Eylül...

12 Eylül’ün karanlık gölgesi bugünlerimizin ve geleceğimizin üzerinde öylece duruyor. Hala. 39 yıl olmuş… 12 Eylül işkenceleri, zindanları, yaşadığımız, maruz kaldığımız vahşet, ülkeye, topluma yaşatılan dehşet unutulmuyor. Unutmamalıyız. Çünkü yara hala kanıyor. Tecrübeyle sabit; çaresi yüzleşmektir, hesaplaşmaktır, başka türlü tedavi edilemez türden acı veren bir yara bu… 12 Eylül gaddarlıktı, faşizmdi, vahşetti, dehşetti demek kolay artık. Aradan geçen bu yıllar içerisinde hiç değilse bir arpa boyu yol katetmişiz demek ki. Açık seçik 12 Eylül faşizmini savunan da kalmadı pek. Ama meselemiz 12 Eylül darbesinde en açık ifadesini bulan “devlet” aklı ve zihniyetini 12 Eylül’den arındırmak. 12 Eylül darbecileri, “devlet” diyerek darbe yapmışlardı, “devletin bekası” diyerek, “tehlike” diye en geniş manada “bizleri” işaret ederek ve kendileri gibi düşünmeyen, “biat” etmeyen herkesi “hain” ilan ederek… 40 yerinden delindi, yamalandı, yamalı bohçaya döndü ama anayasası başta olm...

'Bir hayalim var'

 Bu, Amerika'da ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı hak ve özgürlük mücadelesinin sembol ismi Martin Luther King'in, bundan 56 yıl önce 28 Ağustos 1963 günü Lincoln Anıtı'nın bulunduğu meydanda yüz binlerce kişiye hitap ettiği ünlü konuşmasının başlığıydı. King "Bir hayalim var" diyerek başladığı konuşmasını şu sözlerle bitirmişti:  "Özgürlüğün yankılanmasını sağladığımızda, her kasabadan ve köyden, her eyaletten ve kentten özgürlüğün yankısını duyduğumuzda, o gün yakın demektir ve o gün Allah'ın bütün kulları, siyahlar ve beyazlar, Yahudiler, Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Budistler el ele tutuşup siyahların eski bir ilâhîsini söyleyecekler: Sonunda özgürüz! Sonunda özgürüz! Şükürler olsun Ya Rabbim! Sonunda hepimiz özgürüz!" Gündelik yaşamın "sorunla", "krizle" anılır olan hay huyu içerisinde, farkında mısınız, hayallerimiz, umutlarımız da giderek daha fazla muğlaklaşıyor, belirsizleşiyor ve birbirimize "Nasılsın?" diye sord...